![]() |
Ersümer
ile enerji sohbeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 1963 yılında kuruldu. O günden bugüne 35 bakan görev yaptı. Görev yapan bakanların meslek sıralamasına baktığınız zaman yedi kişi ile hukukçular başta geliyor. İki kez Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yapan bir tek kişi var. O da bir hukukçu ve şu anda enerji konularını en iyi bilen devlet adamlarımızdan biri olan Sayın M. Cumhur Ersümer. |
| Ersümer, ilk bakanlığına 30 Haziran
1997 tarihinde başladı. Mesut Yılmaz'ın Başbakan, Bülent Ecevit'in Başbakan
Yardımcısı olduğu 55. Hükümetin istifa etmesi ile 12 Ocak 1999 tarihinde
görevden ayrıldı. Bu ilk bakanlığı döneminde proje geliştirmedeki başarıları
nedeni ile Doruktakiler listesinde de yer aldı. Pek çok projeyi imzaladı,
temel attı, tesis açtı. Ancak, bu dönemde yaptığı önemli bir iş var ki; kendisinden önce görev yapan 31 bakanın yapmadığı ya da yapamadığı bir iş; Türkiye 1. Enerji Şûrası'nı topladı. Böyle bir resmi şûra yapılması Ersümer'den önce de gündeme gelmişti ama sözde kalmıştı. 1998 yılı Temmuz sıcağında başlayan yoğun çalışmalarla 7-9 Aralık 1998 tarihlerinde İstanbul'da şûra yapılıyor, çok sayıda yabancı devlet adamı da konuk olarak katılıyordu. Hükümet şûra öncesi istifa etmişti. |
|
|
![]() |
O günlerde, Türkiye'yi seçime götürecek yeni hükümetin kuruluş pazarlıkları yapılıyordu. Her an yenisi kurulabilir ve Ersümer görevden ayrılabilirdi. Kendisiyle o günlerde Ankara Balgat'taki eski bakanlık binasının konferans salonunda yan yana otururken, aramızda şöyle bir fısıltılı konuşmamız geçmişti. Bana, "Hocam nihayet şûrayı yapıyoruz, ama açmak bana nasip olmayabilir" dedi. İlk günden son güne kadar şûra |
|
hazırlıklarında tüm zorlukları görmüştüm, hatta yaşamıştım. Resmi Gazete'de Şûra Tüzüğü'nün yayınlandığı anki sevinci yaşamıştım. Bazılarını kıskandıracak şekilde şûra hazırlanmıştı. Bu sözü beni duygulandırdı. Hiç düşünmeden, "Ben inanıyorum ki siz açacaksınız, eserinizi kimse elinizden alamayacak" dedim. 7 Aralık 1998 sabahı İstanbul Lütfi Kırdar Salonu'nda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Mesut Yılmaz'dan sonra Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Cumhur Ersümer konuşuyor, "Eğer güçlü bir devlet olmak ve globalleşen dünyada arzuladığımız yeri almak istiyorsak, kalkınmanın, güçlü olmanın temel şartı olan enerjiye yeterince sahip olmak mecburiyetindeyiz. Bu da dünya gerçekleri ve ülke çıkarları doğrultusunda yapılacak kişisel, toplumsal fedakârlıklar ve devamlılığı olan milli bir enerji politikası ile mümkün olabilecektir. Aksi halde, gelişen ve büyüyen Türkiye engellenmiş olacaktır. Bu anlayış içinde 1. Enerji Şûrası'nın bugünden yarınlara bizlere rehberlik edecek bir kilometre taşı olacağına inanıyor...." sözleri ile şûrayı açıyordu. Şûradan sonra bir ay daha göreve devam etti ve ayrıldı. Bakanlıkta ve enerji sektöründe "Ersümer devri bitti" diyenler ortaya çıkıverdi. Ancak, Ersümer'in başlattığı projeler vardı ve kişisel özelliği olarak o projeleri sahiplenmişti. Bugün olduğu gibi, o günlerde de gelişmeleri yakından izliyordu. Ancak, bir politikacının yaşamında en önemli yeri seçim tutar. Zorlu bir seçim maratonu vardı. Hani, alın yazısı denir ya, varsa eğer, Ersümer'in alnında yine Enerji Bakanlığı yazıyordu. İlginç bir öngörü mü, kehanet mi, seçimden birkaç gün önce politikacı olmayan bir dostu kendisine başarı dileyen faksında gelecek hükümette Başbakan Yardımcısı ve/veya Enerji Bakanı olmasını beklediğini yazmıştı. ANAP için seçim zor geçmişti, ama Ersümer kazanmasını bildi ve parlamentoda yerini aldı, 57'inci hükümetin kuruluş pazarlıklarında da görev yaptı. Bakanlıklar paylaşılıyordu. Geriye Sanayi Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı kalmıştı. Önce Sanayi Bakanlığı'nı düşünen ANAP, son anda Enerji Bakanlığı'nı seçti. Koalisyon pazarlıklarını yürüten ekip Enerji Bakanı olarak Ersümer'i görmek istediklerini açıkça söylemişlerdi. Yeni hükümette Enerji Bakanlığı Ersümer'e düşmüştü. 29 Mayıs 1999'da göreve başlıyordu. Kışın başında bıraktığı görevi, baharla birlikte yeniden omuzluyordu. Aynı zamanda Başbakan Yardımcısı oluyordu. Bir dostunun kehaneti çıkmıştı. Hiç kuşkusuz politikada güçlenmesini çekemeyenler de vardı. İkinci bakanlık dönemi, başarıların yanı sıra mücadeleler içinde geçti. Anayasa'nın değiştirilerek tahkimin kabul edilmesi ve özelleştirmenin anayasaya girmesi en baştaki çarpıcı başarılardı. Tüm bu değişikliklere, enerji projeleri için gerek duyulmuştu. Tahkimin uygulanması için çıkarılan 4501 sayılı yasa, Anayasa Mahkemesi'nde iptal davasını konu olmuştu. Herkes umutsuzdu. Hatta, Mesut Yılmaz'ın Ersümer'e "Bitti bu iş dediği söylenir. O günlerde bel fıtığından rahatsız olan Ersümer, Anayasa Mahkemesi'nde ayakta bir savunma yapar. Yasa iptalden kurtulur. Ancak, bazı projelerin de önüne set çekiliyordu. Koalisyon ortaklarının birbirlerini çelmeleme taktikleri başlamıştı. Enerji Bakanlığı'nın projeleri DPT ve Hazine tarafından engelleniyordu. Yerli ve yabancı yatırımcıların bekledikleri yatırım ortamı taşlı tarlaya dönüşüyordu. Ersümer ise geleceğin yapı taşlarını koyma uğraşısındaydı. |
![]() |
Elektrik Piyasası Kanunu üzerindeki çalışmalar hızla ilerliyordu. Gündeme Doğal Gaz Piyasası Kanunu ve Petrol Piyasası Kanunu eklenmişti. Bir yandan da Bakü-Tiflis-Ceyhan olmak üzere petrol ve doğal gaz boru hattı projeleri hızla takip ediliyor, gerekli anlaşmalar yapılıyordu. Bakanlık eski binasından İnönü Bulvarı'nda TEAŞ'ın yanındaki yeni binasına taşınmış, daha görkemli bir görünüme |
|
kavuşmuştu, yeni yap-işlet (BO) santrallerinin temelleri atılıyordu. Buna karşın yap-işlet-devret (BOT) ve işletme hakkı devirlerinde (TOR) beklenen ilerleme sağlanamıyordu. Nükleer santral projesi akim kalmış, ihalesi iptal edilmişti. Türkiye iki büyük depremle ve iki büyük ekonomik krizle bu dönemde karşılaştı. Türkiye'ye gelecek yabancı sermaye, yerli yatırımcının parası her şey hazırdı, ama yatırımlar için gerekli izinler çıkmıyordu. 2000 yılının sonuna gelinmişti. Sanki yeni bir beyaz sayfa açmak istercesine, bakanlığın yeni binasının dışı, her nedense beyaza boyandı. Güzel bir görünüm aldı ama 2001 yılbaşı sonrası Türkiye bir soruşturma ile çalkalandı. Onun adı da beyaz badanadan mı esinlendi nedir, Beyaz Enerji oluverdi. Elektrik Piyasası Kanunu'nun Meclis Sanayi Komisyonu'nda görüşülmeye başlandığı gün, TEAŞ ve bakanlık bürokratları soruşturma için göz altına alınıyordu. Zaman içinde Beyaz Enerji sabun köpüğü gibi sönüverdi. Ancak, Ersümer gelişmeler karşısında bakanlıktan istifa etmek zorunda kalarak, 27 Nisan 2001 günü bakanlıktan ayrıldı. Ersümer'in istifa haberini İstanbul'da konuşmacı olarak katıldığım bir enerji toplantısında cep telefonumdan aldım. Biliyor ve bekliyordum. Salondakiler daha duymamıştı. Konuşmam sırasında bu haberi de delegelere duyurdum. Sağ tarafımda oturan Avrupa Birliği üyesi güçlü bir ülkenin Türkiye'deki bir vakıf temsilcisinin, sevinçle karşıladığını gördüm. Demek ki Bakü-Tiflis-Ceyhan başta olmak üzere Amerika destekli bazı projeler ile Avrupalılar'ın ayağına çok basılmıştı. |
| Enerjide bugünkü durum |
|
Ersümer ile Ankara Çankaya'da özel bürosunda sohbet ediyoruz. O günlere dönmek istemiyorum. Önemli olan gelecek. Onun için sorularım, içinde bulunduğumuz güncel enerji konuları ve geleceğe yönelik oluyor. Soruyorum: Ültanır: Sayın Bakanım, kanımca hiç de haketmediğiniz bir biçimde bakanlıktan ayrılmak zorunda kaldınız. |
![]() |
| Size o olayları soracak,
onlarla ilgili yorum isteyecek değilim. Dergimizin 15 Ekim 2000'de ilk sayısı
çıkarken, en başta sizin "Dünü, Bugünü ve Yarını ile Türkiye'nin Enerji
Sektörü" başlıklı bir yazınız vardı. Bakanlığı bıraktığınız günden
bugüne kadar da enerji sektörünü izlediğinizi ve izlemeyi sürdürdüğünüzü
biliyorum.
Ersümer: İzlemeye çaba gösteriyorum. Ültanır: Gelişmeleri nasıl görüyorsunuz, kısa bir değerlendirmenizi alabilir miyim? Ersümer: Öncelikle enerjiyi ekonomiden, ekonomiyi
enerjiden ayırmak mümkün değil. Enerjiyi sanayiden, büyümeden ayırmak
mümkün değil. Enerji konusuna başladığınızda, bir yanda ekonomi, bir yanda
Türkiye'nin büyümesi, bir yanda sanayi, hatta sosyal devlet hepsini bir
arada konuşmamız lazım. Eğer dönüp bu parametreler kapsamında Türkiye'ye
genelde bakacak olursak, göreceğimiz görüntü, Türkiye'de yaşayan hiç kimseyi
memnun etmeyecektir. |
|
YARGI İLE BİLEK GÜREŞİ Ültanır: Bir de işletme hakkı devirleri var. Ersümer: Tabii, yine bizim bakanlık dönemimizden kalan işler diye belirteceğim işletme hakkı devirleri, o da ciddi bir yargı süreci yaşıyor. Biz bu işletme hakkı devirleri ile ilgili bir yasal sürece girmiştik. Bunların gerçekleşebilmesi, herşeyden önce tabii ki kaynak sağlanmasına bağlıydı. Kaynağın daha rahat sağlanabilmesi için de anayasayı değiştirdik. İşte tahkimin uygulanabileceği bir yasal ortam hazırladık. Müteakiben de bu sözleşmeleri yeniden düzenledik. Tahkim şartını içeren bizimde yeniden düzenlendiler. Yeniden düzenleme esnasında da bu yasanın iptali ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'ne bir dava açıldı. O dava ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'ne gidip, bu yeniden düzenlemenin gereklerini anlattım. Anayasa Mahkemesi de bunu gerekli gördü ve açılan davayı reddetti. Yani, şimdi yolda giderken, Haziran 2001'de bir yasa çıkartıldı. İşte bu, "işletme hakkı devirleri 30 Ekim 2001 tarihine kadar yapılmazsa, ortadan kalkar" diye bir hüküm konuldu. Ben bunu niçin anlatıyorum? Ortada bir yasal çekişme var. Bir de tutarlılık adına bazı şeyleri tespit etmemiz lazım. Müteakiben Anayasa Mahkemesi'ne bu hükmün iptali ile ilgili de dava açıldı. Anayasa Mahkemesi, dava açılır açılmaz yürürlüğü durdurdu. Arkasından da bu hükmün iptali ile ilgili bir karar verdi. Yap-işlet-devret projelerinin de 2002 sonuna kadar yapılma zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Şimdi ekonominin gereklerini tespit ederken, yani hükümet "Ben bu projeleri 2002 yılı sonuna kadar yapılması kaydıyla muhafaza edeceğim, onun dışında ben bu projeleri yok kabul ediyorum" diyor. Ama yargı aksini söylüyor, "Hayır, bizce bu projeler halen yürürlüktedir, biz bu projeleri yapılması gereken projeler olarak görüyoruz" diyor. Bir yandan da yargı diyor ki, "Hükümetin daha önceki bakanı geldi, bu projelerle ilgili yeniden düzenlemeni iptali ile ilgili konuda bize açıklamalarda bulundu, biz ikna olduk ve bu projelerin iptalini önledik". şimdi burada bir karmaşa var. Tabii siyasetçiler bir pencereden bakıyor, ekonomistler başka pencereden bakıyor, yatırımcılar bir başka pencereden bakıyor, yargı da bir başka pencereden bakıyor. Ama bakılan yer Türkiye. Benim burada dikkat çekmek istediğim husus o. Bu iş Türkiye'nin işi, bu hepimizin işi. Bu iş 65 milyona yapılmak üzere hazırlanmış bir iş. Ama, herkes kendi penceresinden bakıp kendini haklı görürse, iş olmuyor. Artık yargı bu işin bir ucundadır, öbür ucunda siyasetçi vardır, diğer ucunda ekonomistler vardır, işte Hazine'si, DPT'si, ama bir karar verilecek. Ben bakıyorum, şu anda işte Enerji Bakanlığı ile Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı arasında bazı mutabakatlar teşekkül ediyor ama mutabakatların hayatiyete geçirilmesi noktasında da sıkıntılar yaşanıyor. |
|
YATIRIMCI TERS YÜZ EDİLDİ Ültanır: Sonuç yok. Ersümer: Evet, en son oraya geleceğim. Bütün bu hengameye rağmen, işte arada yıllar geçip gidiyor ama herhangi bir sonuç alınmıyor. Bunun Türkiye için birkaç tane önemli zarar var. Bunlardan biri, güvenilirlik meselesidir. Çünkü Türkiye'nin kendi milli bütçesi ile kendi milli kaynakları ile bu yatırımları gerçekleştirmesi mümkün değildir. Her halükârda yabancı kaynak sağlaması lâzım. Bu yabancı kaynağın sağlanmasına yönelik çalışmalar da gerek yasal düzeyde ve gerekse ekonomik düzeyde elbirliği ile yapılan çalışmalar. Yani kim diyebilir ki; "İşte biz bu tahkimi şu veya bu projesinin hatırı için kabul ettik". Bu Türkiye'nin bur uluslar arası platforma çıkışıdır. "Ben uluslar arası yatırımcıyı çağırıyorum, ama tahkim güvencesi veriyorum" demektir. Bu bir çağrıdır, ama o çağrıyı duyup da gelen kalmadı. Gelenler de ters yüz geri dönüp gidiyorlar. Bu üzüntü verici bir şey.ENERJİ PİYASASINA GENEL BAKIŞ Ültanır: Sayın bakanım, sizin son zamanınızda elektrik piyasası ve doğal gaz piyasası kanunları çıkarıldı. Petrol Piyasası Kanunu da hazırlandı. Bakanlar Kurulu'ndan daha yeni geçti ve henüz çıkarılmadı. Ancak siz "Enerji Piyasası"nın temelini attınız. Sizden sonra bu piyasa organlarına atamalar yapıldı. Şimdi en son açıklamalara göre, Mayıs ayında Doğal Gaz Piyasası, Eylül ayında da Elektrik Piyasası, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun yönetimine geçecek. Dolayısıyla artık Enerji Bakanlığı'ndan başka bir aktör daha var. Bence, bağımsızlığı tartışılır aktör. Son durumu tespit ettiniz. Yabancı yatırımcının kaçırıldığı, yerli özel sektörün soğutulup küstürüldüğü bir dönemde serbestleşme yapılmak isteniyor. Serbestleşmeyi ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ersümer: Şimdi olaya bütün olarak bakmak lâzım. Yani, Türkiye'de bir kurumlar manzumesi hizmete sokuldu. Ne yapıldı? Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, işte Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Telekomünikasyon Kurulu, işte Tütün Kurulu, Şeker Kurulu vs. oluşturuldu. Yani, Türkiye'de siyasetin ve siyasetçinin elinde bulunan birtakım uygulamalar siyaset dışı ve siyasetin etkisinde olmayacağı kabul edilen kurumlara devredildi. Bu doğrudur, yanlıştır. Bu tartışılıyor. Kimisi diyor ki, "Siz hükümetin yetkisini devrettiniz". Kimisi de diyor ki, "Siz Meclis'in yetkisini devrettiniz". Bir başkası da diyor ki, "Siz bunları şu veya bu kuruluşun emri ile gerçekleştirdiniz". Bu arada "Siyasetçiye, politikacıya güvenilmediği için bu kurullar teşekkül etti" deniliyor. Çeşitli iddialar öne sürülüyor. Şimdi dönüp yine sonuçlara bakarsak, dönelim enerji piyasasına, yasaya dayanarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu teşekkül etti. Kurulun görev ve yetkileri, kullanma tarzları, bazları, süreleri, hepsi de yasada belirlenmiş. O bilgiler verilmiş. Şimdi, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun üzerine düşen görevleri hızlı bir şekilde yerine getirmesi lâzım. Kurul üyesi arkadaşlarımızın hepsi, tanıdığımız kadarıyla kendi görevlerinde başarılı olmuş yetkili ve yetkin insanlar. Bu görevi bihakkın yerine getirecekleri inancı halen ve şahsen bende ve genel olarak kamuoyunda da devam ediyor. Halen biz bu Kurul üyelerine gönülden inanıyor ve güveniyoruz. Bu piyasayı bir an önce düzenleyeceklerine ve kuruluşlarının ana gayesi olan rekabet ortamını hazırlayacaklarına inanıyoruz. Çünkü, tekel olan bir hususun, imtiyaz haline dönüşmüş bir hususun, artık lisans bazında kullanımı lâzım. Bu güç ve yetki de kendilerine verilmiş durumda. Bizim için de sevindiricidir. DOĞAL GAZ PİYASASI Ültanır: Kurulun ilk önce yönetimini devralacağı doğal gaz piyasası için ne diyorsunuz? Ersümer: Doğal gaz piyasasının düzenlenmesi konusunda Türkiye tam iki yıl kaybetmiştir. Ben çok iyi hatırlıyorum. 2000 yılı Haziran ayında Bakanlar Kurulu'na, ben bu doğal gaz dağıtım sistemi ile ilgili önerimi götürdüğümde, "Bana bu yazıyı kaybettirmeyin" diye bir ifade kullanmıştım. 2000 yılının yazını kaybettiğimiz gibi, 2001 yılının kışını da kaybettik. Şimdi 2002'nin yazına gelmek üzereyiz. ümit ederim, 2002'nin yazını kaybettirmezler. Doğal gaz Türkiye için çok önemli. Doğal gazın varlığı ile yokluğu, doğal gazın Türkiye'ye sağlayacağı imkanlar, gerek ısıtmada ve gerekse enerjide yaşayarak çok daha iyi öğrenilecek, çok daha iyi görülecek. Ama bu piyasanın bir an önce düzenlenmesi lazım. Hiçbir mazeret ileri sürülemez. Yani içinden gaz geçirdiğimiz Sivas'a, Erzurum'a, Kayseri'ye, Konya'ya biz doğal gazı halen veremedik. Boru orada, içinde gaz var, vatandaş bu imkandan faydalanamıyor, sanayici bu imkandan faydalanamıyor. Aynı şeyi çok yakında Mavi Akım ile ilgili olarak, Samsun-Ankara hattında yaşayacağız. İçinden gaz borusu geçen veya çok yakınından boru hattı geçen birçok ilimiz bu imkandan faydalanamayacak ve şu anda örneğin, İzmir'e gaz geldi, İzmir'e gazı nasıl dağıtacağız halen belli değil. Çanakkale'ye de gaz geldi, Çanakkale'ye nasıl gaz dağıtacağımız belli değil. Onun için hükümetin ve tabii öncelikle hak ve yetki sahibi olan kurulumuzun bu konuda çok hızlı hareket etmesi lazım. Bu yazı da boş geçirmememiz lazım. Çünkü, bir müddet sonra, maalesef bu işlerin yapılmaması, bu alt yapının hazırlanmaması nedeniyle, "Türkiye'ye kullanamayacağı gaz satın alınıyor" diyen birilerini haklı çıkarmak gibi bir ortam doğacak. Bu da tabii hepimiz için üzüntü vericidir. Asıl olan bu gazı dağıtmak çevre dostu ve yine birçok yakıta göre ucuz enerji kaynağı olan gazın kullanımını sağlamamız lazım. İŞLETME HAKKI DEVİRLERİ Ültanır: Sayın Bakanım, gaz dağıtımı açısından serbestleştirme ortamı uygun da elektrik piyasasının serbestleştirilmesi için aynı görüşte misiniz? Serbestleştirme için en azından şimdiye kadar işletme hakkı devirlerinin yapılmış olması gerekmez miydi? Ersümer: Şimdi burada benim anladığım kadarıyla bir bilek güreşi sürüyor. Niye, elektrik piyasasının özelleştirilmesine geçildi. 1997 senesi başlarında devlet ihaleye çıkmış ve demiş ki "Ben enerji dağıtım müesseselerimin, ben enerji üretim müesseselerimin işletme haklarını devredeceğim". Bir ilan bu. Buna karar veren şu ya da bu değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Hükümeti ilan etmiş. Ve o ilana istinaden müracaatlar oldu. O müracaatlara istinaden değerlendirmeler yapıldı. İşlerin sahipleri belirlenmiş. Aradan dört yıl geçmiş, halen hiçbir müessese de devredilmemiş. Bu bir tespit. Peki, niye bu yola gitmişiz? Yani, Türkiye durup dururken, sektör veya hükümet durup dururken mi bu yola müracaat etmiş? Hayır. Burada ana sebep nedir? İşletme hakkı devri modeli ile kaynak sağlamaktır. Devletin tespiti var. Diyor ki, "Kayıp-kaçak oranları her geçen gün artarak devam ediyor, kayıp-kaçak oranlarının aşağıya çekilmesinin tek çaresi bu sektöre yatırım yapılmasıdır. Yeni sistemlerin uygulamaya sokulmasıdır. Eğer biz bunları yapmazsak, bu oran giderek artacak. Hakikaten, bir yandan nasılsa işletme hakkı devredilecek diye yeni yatırım imkanı sağlanmamıştır, devlet yatırım yapmamıştır. Diğer yandan bunlar devredilmeyerek ve bu yatırımların yapılmaması nedeni ile artarak devam eden kayıp-kaçak oranı söz konusu olmuştur. Halen bugüne kadar gelinmiştir. Üretimle ilgili de aynı şey söz konusu. Yani, üretim müesseselerinde devir sebebi nedir? Bunlarla ilgili yenileme, rehabilitasyon yatırımlarının yapılamama sebebidir. Bunlarla ilgili kaynağın sağlanamamış olması sebebidir. Zaten, burada şirketlerin yarıştırıldığı noktalar bellidir. Dağıtımdaki şirketler için en küçük kayıp-kaçak oranı ve en yüksek yatırıma göre yarıştırılmıştır. Üretimde de, en yüksek üretim miktarı ve en fazla yatırım miktarı noktasında yarıştırılmıştır. ÇAYIRHAN ÖRNEĞİ Ültanır: Dağıtımdaki işletme hakkı devirlerinin önemini, kayıp-kaçak oranı ile vurguladınız ve ağırlıkla onun üzerinde durdunuz, ama üretim işletme hakkı devirleri, yapılamayan üretimin elde edilmesi açısından daha önemli değil mi? Ersümer: Üretim müesseseleri de biri hariç devredilmedi. İşte bir örnek, Çayırhan var. Oraya baktığımızda da, hakikaten herkesin keşke hepsini devredebilseydik dediği bir görünüm var. Gerek elektriğin kWh maliyeti düşmüştür, gerekse yatırımlar yapılmıştır. Üretim ikiye katlanmıştır. Keşke o 14 müessesenin hepsini Çayırhan ile birlikte devretseydik. Çayırhan'dan aldığımız sonuçları öbürlerinden de alsaydık, üretim ne kadar artacaktı? Ne kadar yatırım yapılacaktı? Hep beraber görecektik. Şu anda hemen hemen TEAŞ'ın paçal üretim maliyetinin yarısına düşmüştür üretim maliyetleri. Çayırhan'a ilişkin istatistik verilerle düzenlenmiş tablolar, Çayırhan işinin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Çayırhan'da elektrik maliyetinin düşürülmesini yanı sıra, bu santrale kömür temin eden Orta Anadolu Linyit İşletmeleri'nin üretim zararı da maden işletmesinin devredilmesi ile ortadan kalkmıştır. Rakamlar bunları gösteriyor. DEVİRLER İÇİN ÇÖZÜM NE? Ültanır: Bu konu Mart sayımızda da yayınlandı. Yeraltı kömür madenciliğine dayalı bir termik santral olan Çayırhan'da üretim maliyeti, işletme hakkı devir bedeli, maden hakkı bedelini çıkarırsanız 2,8 cent/kWh. Devletin satın aldığı fiyat bu hak payları ile birlikte 4,3 cent/kWh. Devletin 12 yıllık ortalama birim maliyeti ise 10,03 cent/kWh. Üstelik 1987 yılında 85 cent/kWh ile başlamış. Kömür madenciliğinde de üretimin arttırılıp zararın önünün kesildiği biliniyor. Olayın temelinde başarılı bir madencilik yatıyor. Okuyucularımıza bunları daha önceki sayılarımızda duyurmuş bulunuyoruz. Bir de çevre boyutu var ki devletin elinde çalışmayan baca gazı arıtma sistemi şimdi çalışıyor. Gerçekten, Çayırhan özel sektörün bir büyük abidesi. İnsanı heyecanlandırıyor ve işletme hakkı devir modelinin harikalar yaratabileceğini de gösteriyor. Sayın Bakanım, şimdi ne yazık ki işletme hakkı devirleri tıkalı görünüyor. Bu konuya değinmenizi rica ediyorum. Çözüm nerede ve nasıl? Ersümer: Peki, şimdi ne olacak? Devlet şimdi bu santrallere yatırım yapamıyor. Hepsi dama demek üzere. Çok büyük arızalar çıkacak. Çünkü, süreli, süresiz bakımlar yapılıp yenilenemiyor. Personel atanmasına izin verilmiyor. Yani, ben çok iyi biliyorum. Bu santrallerin çalıştırılmasında, çaycı-kahveci gibi insanlar işletmeci olarak bugün santrallerin başında. Ben küçümsemek için söylüyor falan değilim. Belki de, 20 yıllık adamların yaptığı işi gerçekleştiriyorlar, ama ihtiyacı görmüyor. O nedenle bana göre sektörün en acil işlerinden biri, bir an önce dağıtım müesseseleri ile ilgili bir kararın verilmesi ve üretim işletme hakkı devirleri ile ilgili bir kararın verilmesidir. Bu konu ile ilgili olarak Kurul’un yapabilecekleri nedir? Kurul’un yetkileri çok geniş. Yani, şu ana kadar gelişmeleri göz önüne alarak, bundan sonraki ihtiyaçları da planlayarak. Çünkü, netice itibari ile bu piyasada serbestliğin sağlanmasına yönelik hareketleri de düzenleyeceğine göre, hepsini bir arada düşünmesi lazım. Daha ileriki aşamada, tabii ki iletimin özelleştirilmesi ile ilgili hedefleri de belirlemesi lazım. Yani, serbest ileticilerin bulunduğu, serbest satıcıların bulunduğu, üretimin bir havuzda topladığı, neticede rekabetin sağlandığı bir ortamı özleyerek bu durumun teşekkül ettirilmedir. Arzu ediyoruz ve ümitle bekliyoruz ki, bunlar gerçekleşsin. Ültanır: Bu noktada izninizle kısa kısa sormak istiyorum. Kurul’un yetkilerinin çok geniş olduğunu az önce vurguladınız, doğrudur ve neredeyse Enerji Bakanlığı’nı aşan ve yetki çatışmalarına da neden olabilecek boyutta. Bundan böyle politika belirleme yetkisi Bakanlık’da mı, Kurul’da mı? Ersümer: Şimdi tabii yürürlükteki yasaya bakarsanız, şu andaki yasaya göre yetki Bakanlık’da. Yani, Türkiye’nin enerji ihtiyacının tespiti, bu ihtiyacın planlanması, gereğinin yürütülmesi Bakanlık’da. Ama, bu yatırımların düzenlenmesi, bu izinlerin verilmesi, bunların yönlendirilmesi hakkı da Kurul’da. Bence aslında burada bir çatışma yok. Şöyle düşünün ya da şöyle ifade edeyim: A enerji şirketi, enerji sektöründe bir yatırım yapmak istiyor olsun. Onun geçeceği yollar nelerse Kurul nezdinde, Bakanlık da ayni yollardan geçecek. Onu vurgulamak istiyorum. Ültanır: Efendim, Kurul’un yetkileri geniş de, bundan sonra işletme hakkı devirlerinin yapılmasına karar verecek olan Bakanlar Kurulu ve Bakanlık değil mi? Herhalde işletme hakkı devirlerinin geleceği için Kurul’un bir karar vermesi pek mümkün gözükmüyor gibi. Bu konuyu açar mısınız? Ersümer: Şimdi şöyle. İşletme hakkı devirleri tabii ki, bunların dışında ayrı bir ada gibi gözükmüyor. Ama, burada bir karar verme ihtiyacı var. Benim burada vurgulamaya çalıştığım husus odur. Eğer, dağıtım müesseselerine gerekli yatırımlar yapılmazsa, kayıp-kaçak oranları giderek artacaktır ve bu Türkiye’nin zararına olacaktır. Ama, işletme hakkı devir şeklinde, ama bir başka şekilde, ama varlık satışı şeklinde bir an önce bu işin yapılması lazım. Ben şunu belirlemeye çalışıyorum. Tabii ki, elektrik dağıtım ve üretim müesseselerinin özel sektöre devri noktasındaki tarzı, şekli hükümet belirleyecektir. Onda çatışacağımız bir nokta yok. Ama, neticede bunların bir an önce devredilmesi noktasındaki kararı Kurul yerine getirecektir. VARLIK SATIŞI OLABİLİR Mİ? Ültanır: Efendim, sizin bir devlet adamı olarak enerji sektöründe özel bir yeriniz var. Uzun süre Enerji Bakanlığı yaptınız, enerji konularına çok hakimsiniz. Ersümer: Olmaya çalışıyorum. Ültanır: Aynı zamanda bir hukukçusunuz. Enerji sorunlarımızın bir çoğunun temelinde de hukuki konular yatıyor. Sizce enerji dağıtım ve üretem müesseseleri için varlık satışını gerçekleştirme imkanı var mı? Kişisel görüşünüz mümkün olacağı yolunda mı? Ersümer: Hayır, hayır.. Yani, işletme hakkı devir modelinin seçilmesinin ana sebebi, varlık satışı, yani bu müeseselerin kökten satışının mümkün olmaması nedeni ile tercih edilen bir yoldur zaten. Bana göre yasal mevzuat açısından, o gün işletme hakkı devri modeline türkiye’yi iten yasalar kurallar, zorunluluklar nelerse, bugün de ayni şekilde geçerli. Yani, bu müesseselerin kökten satdılmasının önünde bana göre halen anayasal engeller olduğu kanaati hakim. Olmasın.. Hay hay olmasın. Anayasa’yı değiştirelim. Hay hay, Türkiye bu konuda da anayasasını değiştirsin. Ben ona karşı değilim. Ama, bir an önce devirlerin yapılması lazım. GEÇERLİ ENERJİ MODELLERİ Ültanır: Bir başka hukuki konuya değinmek istiyorum. 4628 sayılı yasanın mimarı sizsiniz. 4628 sayılı yasanın hiçbir maddesinde 3096, 3996, 4283 sayılı yasalar yani, yap-işlet ve işletme hakkı devri, yap-işlet modellerine temel oluşturan yasal düzenlemelerin bundan sonra uygulanmayacağına ilişkin hüküm yok. Dolayısıyla, tüm modeller yürürlükte gözüküyor. 4628 sayılı yasa, 3096’dan kaynaklanan otoprodüktör modelinin yanısıra, onun daha genişletilmesi olarak tanımlayabileceğimiz üretim şirketi modelini getirdi. 4628 sayılı yasanın getirdiği sınırlama ise, Hazine garantili ve uzun süreli anlaşmalara dayalı enerji alımlarının yapılamayacağı. Sorun şu, Türkiye bundan sonra otoprodüktörlük ve üretim şirketi modelinin dışında kalan diğer modelleri enerji yatırımlarında kullanacak mı kullanmayacak mı? Yasa kullanılmasını mı amaçladı? Ersümer: Şimdi, burada bu yasalar niye yapılmıştır, ona bakmak lazım. Yani bu yasalar hangi ihtiyacı karşılamak üzere yapılmıştır. Yap-işlet-devret’teki (BOT) ana amaç, bunlar finans modelleridir. Bunlar yatırım modelleri değildir. Yatırımlara finans sağlamak üzere üretilmiş modellerdir. Bunların hepsi bu yatırımı sağlamak üzere, o günün şartları ve bugünün ihtiyaçları düşünülerek, bugün de ayni ihtiyaç devam ediyor, düzenlenmiş yasalardır. Şimdi yap-işlet (BO) için de ayni şeyi söyleyebiliriz. Dediğiniz gibi son çıkarılan Elektrik Piyasası Kanunu bu yasaların hiçbirini iptal etmemiştir. Bu yasaların hükümleri halen ayni şekilde geçerlidir. Ama, netice itibari ile Türkiye’De bir hava estirilmiştir. İşte, yap-işlet-devret projeleri ile elde edilen elektrik pahalıdır. Pahalı olduğu yerler vardır, ben bunu hep açıkça söyledim. Şu bakan imzalamış bu bakan imzalamış hiç önemli değil. Ama, o pahalı fiyatlar tek tektir. Tek fiyat tarzında yapılan işlerdir. Benim döneminde, ihale ile aldığımız fiyatlar TEAŞ’ın maliyet fiyatlarının altındadır. Yani, paçal maliyeti kastetmiyorum. Santrallardaki gerçek maliyeti kastederek bunu söylüyorum. Sadece ve sadece pahalı olduğu için böyle bir finans modelinden vazgeçilme gerekçesinin arkası halen doldurulmuş değildir. Hazine garantisi verilmemesi. Tabi bu da bir tercih, bunların hepsi tercih. Hükümetlerin tercihleri, ama yasa ortada duruyor. Yap-işlet’ler (BO’lar) ile ilgili olarak da ayni şeyleri söyleyebiliriz. BO niye çıkmıştır. BO’nun çıkış sebebi de meydandadır. Siz bir elektrik müessesesini devretmeden, yani yap-işlet-devam et modeline dönülmesinin ana sebebi, yap-işlet devretteki sıkıntıların ortadan kaldırılmasıdır. Yine oradaki finans ihtiyacının sağlanmasına yöneliktir. Yap-işletler ile gelen yabancı sermaye, Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinde gelen en büyük yabancı sermayesidir. Bu projelerle milyar dolarlar geldi ve gelmeye de devam ediyor. Bittiği zaman, Türkiye şu anda enerji sektörünün bütün hayatiyetini, bütün geleceğini bu beş tane santrale bağladı. Yani, işte Adapazarı, Gebze, İzmir, Ankara ve İskenderun projeleri. Bu beş tane santral toplam 5800 MW’lık bu güç Türkiye’nin bel kemiği haline geldi. Burada da Türkiye, BO’lar için cebinden bir lira para harcamadı. Hiç bir yere harcamadı. Ne yer temini noktasında, ne santral yapımı noktasında, ne finans konusunda hiçbir şey harcamadı. Bir tek taahhüdü var. Ürettiğin elektriği alacağım, senin gazını da bedeli karşılığında temin edeceğim. Türkiye’nin yaptığı taahhüt budur. Şimdi, bu model yanlıştır, doğrudur. Hiç kimse çıkıp da, BO’larda fiyat fazla diye bir iddiada da bugünün şartları itibari ile bulunmuyor. Ben bununlar neyi ifade ediyorum, biliyormusunuz? Yani, birileri çıkar da biz Türkiye’de yeniden enerji yatırımı yaptırtmak istiyoruz, ne şekilde yaptırırız diye düşünülürse, bunlar yaşayan ve güzel modeller olarak duruyor. Bu modellerden faydalanabilirler derim. Tabii otoprodüktör de uydurma bir model. Otoprodüktörün ana amacı nedir? Sanayicinin kendi enerji ihtiyacını karşılamasıdır. Ama, biz o modeli, sanayicimizin hem kendi ihtiyacını karşılasın, hem de komşu sanayi kuruluşlarının da ihtiyacını karşılasın manasında, işte alım fiyatlarında, iletim kurallarında rahatlatmalar getirerek cazip hale getirdik. Şimdi, tabii birileri çıkıp sektörü değerlendirecek, ama görülecek şu var ki, yani Türkiye bugüne gelebildiyse, otoprodüktör santrallarına yapılan destek ve teşvikler ve otoprodüktör santrallarında ki üretimle gelebildi. O sayede enerji sektörü üretimini artırdı. Ültanır: Efendim, siz Bakanlığınız döneminde proje geliştirmeleriniz nedeniyle yılın doruktakileri arasında yer almıştınız, yılın devlet adamı seçilmiştiniz. Ersümer: İki defa Nokta dergisi tarafından 1998 ve 1999 yıllarında seçildim. Ültanır: Sizin proje geliştirme çabalarınız gerçekten çok ileri düzeydeydi. Hatırlıyorum, 2000 yılında TEAŞ’a yeni BO santralları ihalesinin açılması için bir yazı yazmıştınız. Ancak, o yazınız sonuca ulaştırılmadı. TEAŞ işleme koymadı. Ersümer: Tabii onlar benim tespitlerim değildi. Bu yasa ilk hazırlandığında TEAŞ, “Ben nerelerde yap-işlet (BO) santralları yaptıracağım” diye bir çalışma yaptığında, 10 yer tespit etmiş, bu tespit ettiği yerlerden beşi ile ilgili ihaleye çıkmış, geriye kalanlarını da, ben bu modelin yararlarından bahsederek, tekrar bunların yatırım kapsamına alınarak yapılması gerekir diye yazı yaçmıştım. Ültanır: O listede, Tekirdağ, İskenderun, Eskişehir, Çanakkale doğal gaz santralları ve yine Tekirdağ ile Zonguldak ithal kömür santralları vardı. Bugün bu projeler rafta ya da sümen altında. Söylediğiniz gibi bu projeler çok eskiye iniyor. 1996 yılında ilsetis Resmi Gazete’de yayınlanmıştı. Sizin zamanınızda sonuçlanmadı, sizden sonra ise anılmıyor bile. 2006 yılına kadar elektrik sıkıntısı yok deniyor, ama o bence izafi bir bakış açısı. Şimdi bu süreyi 2007 yılına çektiler. 2007’de olsa, bu tür projelerin sonuçlanması 4-5 yıldan önce gerçekleşmediğine göre, aslında ele alınmaları zamanı değil mi? Ersümer: Şimdi şöyle, projeleri tabii ihtiyaçlar belirler. Yatırımları ihtiyaçlar belirler, ama şimdi talep yok. Talebin artmasına yönelik işaretler de olmayınca, doğaldır ki durdular. Ondan şunu açıkça belirtiyorum. İşte Türkiye, bu yapılan yap-işlet projeleri ile 2005-2006 yılına kadar gider diye bir düşünce var. Ben de diyorum ki, inşallah gitmez. Yani, sanayinin ihtiyacı çok fazlalaşıyor, Türkiye daha hızlı kalkınır, bu beklenenin üzerinde ihtiyaçlar ortaya çıkar ve yeni yatırımlar da ortaya çıkar. Ama, açıkça ifade edeyim, kehanette falan bulunuyor değilim. Türkiye bundan sonra yapacağı enerji yatırımlarını BO şeklinde yapacaktır ve bizim o yıllar önce yazdırdığımız yazıyı, yıllar sonra gelen bakan bulup çıkartacak, “Hadi bir an önce bunu yapalım diyecektir” ÜRETİM ŞİRKETİ MODELİ Ültanır: Satın alma garantisi olmayan BO şeklinde gidecektir. Aslında üretim şirketi modeli de o değil? Ersümer: Gayet tabii. Şöyle düşünürseniz, yeni Enerji Piyasası Kanunu, yani uygulanacak olan kanunda da korunan ve adeta teşvik ve destek gören yatırım modellerinin başında da BO’lar gelmektedir. Diğer taraftan otoprodüktörlerin de, tabii yasanın uygulamaya geçmesiyle otoprodüktörlerin serbest satış şirketi durumuna dönüşmesi konusunda da ben umut ediyorum, Kurul bir ilkre kararı alacaktır. Onların da önünü o şekilde açacaktır. Ültanır: Bir de efendim, elektrik kendi pazarını kendi yaratan bir emtia. Biliyorsunuz 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel bunun siyasi savunucusu olmuştur. Ben de bu görüşe katılıyorum. Keşke o santraller yapılmaya başlansaydı. Çünkü, Türkiye’nin bol, ucuz ve kaliteli elektriğe kavuşması, piyasada rekabeti açacak arz fazlalığı böyle sağlanabilecek. Üstelik elektrik sistemimiz stabiliteye kavuşacak, Avrupa entegrasyonu kolaylaşacaktı. Ersümer: Doğru. Burada iş çok. Sadece onlar değil yani. TÜRKİYE VE NÜKLEER ENERJİ Ültanır: Efendim, sizin döneminiz de o kadar çok, o kadar güzel projeler vardı ki. Bunlardan birisi de maalesef sonuca götürülemeyen nükleer santral projesi. Türkiye bugün nükleler santraldan çok uzaklaştı. Hatta, şimdi 2002 yılı için telaffuz edilen plan ve projeksiyonlar da var mı yok mu? Belli değil. Dünyada da nükleerden risk faktörü bahanesi ile bir kaçış var, ama karbondioksit emisyonuna karşı tek çözüm, aslında da kurallarına uyulduğu zaman en güvenli santral. Sizin zamanınızda kaybedilen nükleer santral ihalesini keşke kaybetmiş olmasaydık kanaatini halen taşıyorum. Siz benim o zaman da nükleler yanlısı görüşümü bilirsiniz. Bugün de aynı görüşteyim. Hele dünyanın en zengin toryum yataklarına sahip olan Türkiye’nin nükleer teknolojiye sırtını çevirmesi, kendi kaynaklarına ihanet etmesi mümkün değil. Bugün için gerçeklerden uzaklaşan bir Türkiye var gibi. Siz nükleer konuda ne demek istersiniz? Türkiye bir daha nükleer santralı ne zaman ele alabilir ve nasıl ele alabilir? Ersümer: Türkiye’nin gerçeklerden uzaklaşması diye bir şey söylediniz. Türkiye, özellikle enerjide halüsinasyonlar yaşadı, halen yaşıyor. Yani gerçeklerin tespit edilmesi ve gerçeklerin değerlendirilmesi, tartışılması ortamından dışarı çıkıldı. Enerjiye vurulan en büyük darbe bana göre budur. Türkiye’de enerji konusunda doğruyu ve gerçeği söyleyen insanlar “tu ka” edildi. Bu kim olursa olsun. Şimdi tabii Türkiye, bir başka yönden bakması lazım. Ben tartışılması bakımından bunu ifade ediyorum. Dönüp baktığınızda, herkes söylüyor. Ben de yüzlerce defa söyledim. Yine de tekrar etmek durumundayım. Dünya genelinde enerji problemlerini nasıl hallettiler? Nasıl halletmişler diye bakarsanız, karşınıza çıkan model nükleer enerji modelidir. Halen enerji sektörünü nasıl ayakta tutuyorlar diye baktığınızda, yine sizin önünüze gelecek çözümde nükleer santral var. Yani, bunu artık kimsenin tartışmaması lazım. Çevre dostluğu bakımından da nükleer santralın bir şansızlığı, işte Çernobil’deki patlamadır. Nükleer santralın çevre kirliliği de, tamamen patlamasına bağlı olan bir çevre kirliliğidir. İleri teknolojiye dayalı güvenlik nükleler santrallar patlamaz da. Onun dışında nükleer santralın çevre kirliliğine sebep olduğunu zorlama birtakım argümanlarla dahil ortaya koymak mümkün değildir. Türkiye bunları görmedi, Türkiye bunları gözardı etti. Ama, görünen ortaya çıkan şey de nükleler santrallar ilgili çevrecilerin üstünlüğüdür. Yani, çevreciler bu işte nükleer santralın Türkiye’de kurulmaması noktasında başarılı oldular. Ama, bunun arkasında ne vardı? Bunun arkasında petrol-doğal gaz lobisi mi vardır? Başka ülkelerin stratejik lobileri mi vardır? Bunları birgün gelecek Türkiye tartışacak. Ama, önemli olan sonuçtur. Sonuçta ne var? Türkiye nükleer santralı yapamadı. İkinci defa nükleer santral ihalesinden vazgeçti. Ben hala imitvarım. Yani, türkiye’nin enerji ihtiyacının kesinkes halledilmesi noktasında nükleer santrala döneceğini, nükleer enerjiden eld edilecek elektriğin ucuzluğu noktasında ülkemizin bir fikir sahibi olacağına ilişkin ümidimi kaybetmiş değilim. Şu anda başka ne diyebilirim bilmiyorum. Ültanır: Sayın Bakanım, aslında çok şey dediniz. İzninizle bir gönderme yapmak istiyorum. Türkiye’nin nükleer santral kurmasını engelleyen güçler kimler, şu anda karanlıkta kalan bir konu. Dünyada ömrü dolduğu için kapatılmaya kalkışılan nükleer santrallar Türkiye’ye örnek olmamalı, yine nükleer santral kuran ülkelerin olduğu da unutulmamalı. Bu noktada bir sorum olacak. Son günlerde konuşulduğu için görüşünüzü almak istiyorum. Akkuyu nükleer sit alanı, bir gün mutlaka kurulacak nükleer santral için beklentilmeli mi, yoksa işte bir alt yapısı var diye, ithal taşkömürü santrallarının yapımına açılmalı mı? Ne dersiniz? Ersümer: Önce belli bir süre bekletilmeli. Ancak, çok önemli alt yapı yatırımları da heder olmamalı. TÜRKİYE’DE PETROL Ültanır: Şimdi, son günlerde Türkiye’de görülen bir ilginç tartışma hakkında görşünüzü almak istiyorum. Türkiye’nin bir petrol denizi üzerinde oturduğunu iddia edenler var. Aslında yeraltında petrol denizi olmaz. Çünkü, bildiğiniz gibi petrol, hazne kayaç için de, topuk taşı gibi kireçtaşlarının, kumtaşlarının poroz ortamında, küçücük gözeneklerinde bulunur. Türkiye’nin jeolojik yapası da, Orta Doğu ve Orta Asya petrol zengini ülkelerin yapısından farklı. Onlara komşu olsa da farklı bir yapı. Ancak, Türkiye’de petrol yok değil. Belki kendisine yetecek petrol de bulunabilir. İddialara göre petrol aramaları engelleniyormuş. Yabancılar petrol buldukları kuyuları kapatıyormuş. Bu iddiaların asılsız olduğunu ben de biliyorum. Aslında, Türkiye bilim adamları ve teknik kadrosu ile petrol bakımından cahil bir ülke de değil. İddialar bilimsel bulgulara dayanmayan fısıltı ve dedikodularla güçlendirilmek isteniyor. Bu iddiaların arkasında bir amaç yatabilir. Basında medyada işlenen petrol denizi üzerinde oturuyoruz konusu için ne düşünüyorsunuz? Ersümer: İki konuyu birbirinden ayırmamız lazım. Petrolümüz var, o ayrı bir konu. Petrol çıkartılmıyor, aranmıyor o ayrı bir konu. Bugünlerde medyada bu işin bu tarzda gündemde tutulması bana göre o da ayrı. Şimdi, üniversite yıllarımızda genelde “Sömürülen Türkiye” sloganlarını atıldığı ortamlarda söylenen bir şey vardı. İşte bu. Yani, Türkiye’de Amerikalılar ya da uluslararası güçler gelmiş, petrolü bulmuşlar, kuyuların ağzını kapatmışlar, bu petrolün Türkiye’de çıkarılmasına izin vermemişler. Türkiye, büyük döviz ödeyerek yurt dışından petrol alıyor. Biz bunları duyarak ve bilerek geldik. Şimdi, ben Enerji Bakanlığı yaptığım dönem içersinde, yani yıllar itibari ile kıyaslanırsa çok daha net görülür, ümit ediyorum şu anda görevde bulunan arkadaşımız da bizi katlayarak devam ediyordur, TPAO kilometreler mertebesinde aramalar yapmıştır. Çok sayıda kuyu açılmıştır. Ümit edilen, varsayılan, tahmin edilen hemen her yer delinmiştir. Hem karada ve hem de denizde aranmıştır. Hem gaz ve hem de petrol aranmıştır. Bu manada aramalar da devam ediyor. Bakanlık yaptığımı dönem itibari ile konuşuyorum. Ne TPAO’nun elindeki mevcut bilgiler, veriler, doneler, ne de diğer kuruluşlarımızda mevcut tespitlerde, ne bu manada bir tespit, ne de bulunmuş ağzı kapatılmış kuyu vardır. Ben bakanlık yaparken de bu sorulara muhatap oldum. Onlara da her zaman benzer cevapları verdim. Bir kere Türkiye’de artık böyle bir şephe yaşanmaması lazım. Türkiye petrolünü aradı, arıyor, aracak. Bunu kimse engelleyemez. Zaten engelleyememiştir de. Şimdi bu bir tespit. Diğer husus, tabii ki bu hususun içerisinde işte var olan petrolün çıkarılmaması da mümkün değil. Diğer bir husus bunun bugün medyada tutulması. Şimdi, Türkiye’de içinde yaşadığımız şartlarda, hakikaten her sabah kalkıyorsunuz, size hoş gelecek, içinizi ferahlatacak ne TV’de ve ne de gazetelerde bir satır göremiyorsunuz. Hele hele Enerji Bakanlığı yapmış bir kişi olarak gördüğüm her petrol ve gaz haberine müthiş seviniyorum. Bu insanın içine rahatlatıyor tabii. Bunu da hoş görmek lazım ve ümetsizliğe de düşmemek lazım. Ben bir yandan da şunu tahmin ediyorum. Tabii ki bir gün gelecek, derinlik olarak ekonomik, miktar olarak ekonomik petrol Türkiye’de de bulunacak. Ama, bugünün bakımından, gerek bulunan miktarlar bakımından, öyle bizleri çok sevindici bir rezerv söz konusu değil Türkiye’de maalesef. PETROL YATIRIMCISI TEŞVİK EDİLMİYOR Ültanır: Efendim, sizin petrol ilgili ilk yasal çalışmanız, 6326 sayılı yasanın tamamı üzerinde idi. Sonra arama ve üretimi bir kenara bırakar7ak, gerçe petrolcüler tarafından tartışılıyor, boru hattı rafinercilik, aramacılıktan ayrılmaz diye, ancak boru hatları ve rafinericiliği petrol ürünleri piyasasına dahil ederek ve petrol ürünleri dağıtımı, stoklanması, bayilik işleri gibi konuları ele alan bir Petrol Piyasası Kanun Tasarısı hazırlatma çalışmamız oldu. Petrol arama ve üretimindeki teşviklerin de eskidiği ve yenilenmesi gerektiği biliniyor. Ancak, bu konuda yapılan çalışma yok. Hatta Petrol Piyasası Kanun tasarısı, yerli petrolü alıp almamakta rafinerileri serbest bıraktığı için yerli petrol arama ve üretimini sekteye uğratabilecek nitelikte. Arama ve üretim konusunda bugünlerde bir düzenleme yok. Bu konuda birşeyler söyleyebilir misiniz? Ersümer: Bir kere önce şu tespitimi söyleyeyim. 1954 tarihli 6326 sayılı Petrol Yasası, Türkiye’nin halihazırda en liberal yasasıdır. Madde madde bakarak söylenebilen bir laf. Bu tespitimi bir kenara koymak lazım. Ve petrol sektörü bakımından da yapılabilen en büyük teşvik, yine o yasa kapsamında yapılan teşvikler ve sağlanan transferlerdir. Ama, bir anda, işte Sayıştay’ın bir kararı bu transfer imkanını ortadan kaldırması, bu transferin altını imza eden bürokratlara zimmetlerin çıkartılması, ödeme mecburiyeti içinde bırakılması, petrol piyasasındaki o işleri yok etti. Bir anda yok etti. Gerek bürokrat nezdinde, gerek yatırımcı nezdinde bir sıkıntı çıktı. Oturup Türkiye’nin bu işe ciddi bir bakması lazım. Ültanır: Bu bir yasa sorunu değil mi? Yasa ile düzeltilebilir. Ersümer: Geçmişe yönelik nasıl düzelteceksiniz? Ültanır: Çözüm herhalde yine parlamentoda bulunacak. Ersümer: Biz hazırladığımız Petrol Yasası’nın içine böyle bir hükmün konulmasında ısrarlı olduk. Çünkü, yanlış bir durumun düzeltilmesi lazım. Çok ciddi bir yanlış var. Yani, yatırımcının Türkiye’de yatırım yapmasını engellediği gibi, devam eden yatırımlarında sürdürme imkanını ortadan kaldırıyor. Şimdi yine bu bakış açısı hakim olduğu için, hazırlanan yeni yasada da ben petrol yatırımcısının ciddi teşvik edildiği kanısında değilim. Edilmesi gerekir. Bu bir muamma, bilinmeyen veya az bilinen ya da kesin bilinmeyen bir sonuca yönelik yapılan bir çalışmadır. Tabii ki teşvik edilmesi lazım. Siz, işte hava fotoğrafları, önce yapılan sismik çalışmalar, arama sondajları kesin olmayan sonuca, belkiye dayalı bir sebebe veya hedefe yönelik yatırım yapıyorsunuz. Bunun teşvik edilmesi lazım. Bunun desteklenmesi lazım. Denizdekinin yarı, karadakinin yarı desteklenmesi lazım. Ben şu andaki yasa tasarısı itibari ile sizin de tespit etmiş olduğunuz gibi yeteri teşviklerin yapıldığı kanaatinde değilim. Bir başka husus da, tabii ki petrol yasasının bir bütün olması lazım. Yani, orada bizi geri bırakan caydıran hususlar bugün için de geçerli belki, ama yine bir daha rüşünmek lazım. Petrol piyasası işte aramasından, istihsalinden, rafinerisinden satışına kadar bir yerden başlaması lazım. Aslında bunlar zincir misali birbiri ile içiçe. Ama, herbirinin diğeri ile çatıyan hem menfaatleri var, hem amaçları var, hem sonuçları var. Ortaya çıkan sonuçlar itibari ile de bu çatışmalar söz konusu oluyor. O nedenle buna bir bütün olarak bakılması lazım. Ben yasayı inceliyorum, arkadaşlara da inceletiyorum. İşin açıkçası sektöd ile de görüşeceğiz. Bir yanda aramacılarla istihsalcilerle, bir yanda rafinericilerle istihsalcilerle görüşüyoruz. Bir yanda, bu piyasada ürün satışını gerçekleştiren arkadaşlarla, işte bayi örgütleri olsun, diğer oluşumlar olsun hepsi ile görüşüyoruz. Ümit ediyoruz, arzu ediyoruz, herkesi memnun edecek neticeye ve tabii sektörün önünü açacak, daha çok arama yapılmasını daha çok petrol istihsalini sağlayacak, petrolün Türkiye’de daha rahat ve daha rekabet edebilir bir piyasa içinde dolaşımını sağlayacak bir sonuç elde edilebilir diye düşünüyorum. ORTA ASYA’DAKİ BOŞLUK Ültanır: Sayın Bakanım, son olarak bir de yurt dışına doğru çıkalım isterseniz? Orta Asya’ya doğru. Bakü-Tiflis-Ceyhan sizin döneminizde gerçekleşmeye sokulmuş b.ir proje. Tüm imzalarını siz attınız. İnşallah bu yıl kazması vurulacak. Bir başka gerçek. Şu anda yürüyen projelerin hepsi sizin imzanızı taşıyan projeler. Ersümer: Öyle nasip oldu. Ültanır: Bakü-Tiflis-Ceyhan yürüyor, ama Orta Asya’da dengeler de değişiyor. Afganistan ve İran’daki durum. Gerçi, Afganistan ve İran kapalı kaldığı sürece, Orta Asya petrolü ve doğal gazı için Rusya’nın dışında tek altarnatif yol Türkiye. Sizin döneminizde o zaman Sayın Demirel de görevde iken, Türkiye Cumhurbaşkanı ile Bakanı ile Orta Asya’da sık sık boy gösterebiliyordu. Bugün Orta Asya biraz boş bırakılmış gibi. Cumhurbaşkanlığı, Enerji Bakanlığı, hatta Dışişleri Bakanlı enerji için pek ortalarda yok. Enerji karidoru Türkiye için bugünkü durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ersümer: Ben cevabımı konunun bir başka yönünü dile getirerek vermek istiyorum. Dışişlerimizin Orta Asya Cumhuriyetlerindeki çalışmaları ile diğer sektörlere verdiği destek aradaki olması gereken bağ, bunları bir başka görüşmemizde değerlendirelim. Buradaki eksikler ve yanlışlar nelerdir? Onları da vurgulamamazı lazım. Onun dışında şimdi enerji sektörü, aslında dünya ile dönen bir sektör. Ben hep onu söylerim. Yani, ayni anda dünyanın birçok yerinde, birçok Orta Asya ile ilgili enerji konusunu Amerika’da da görüşürsünüz, rasya’da da, kanada’da da, Mısır’da da birçok yerde görüşebilirsiniz. Bunların hepsi birbirine bağlı olaylar. Orta Asya enerjisi diye ayırıp bir yere koymanız da mümkün değil. Çünkü, Orta Asya’daki enerjinin de dünya ile bağlantısı, sizi bu dönen enerji çarkında hiçbir şeyi ihmal etmemeye sürüklüyor. Şimdi, Türkiye erken gitmiştir, geç kalmıştır, ihmal etmiştir, bunların hepsi söylenebilir, ama sonuçlar itibari ile olaya bakarsak, Türkiye’nin Orta Asya enerji piyasasındaki etkinliği tabii ki bizim Bakanlık yaptığımız dönemde, belli bir trend içinde yükselmiştir. Ancak, ayni trend bugün devam etmiyor. Ümit ederim, yarından itibaren de devam etmeye başlayabilir. Yani kaçmış, kaçırılmış, yok edilmiş bir imkan söz konusu değildir. Bu zamanla ilgili bir husus. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, dün bunun önünde artık bir engel kalmadı dediğimiz de, 20 tane engel sayılıyordu. Bugün yine biri, “Bu iş bitti Haziran’da temelini atacağız” dediğinde, 15 tane engel sayılır. Neticede proje yürüyor. Birileri alınır diye söylemek istemiyorum, ama kervan yürüyor. Ayni şey Mavi Akım için de söylendi. Yani, ben Mavi Akım projesini doğudan alınan gaz itibari ile ayrı tutacak değilim. Onunla da ilgili çok şey söylendi. İşte, “2200 metreye boru döşenmez” denildi, ama döşendi. “Rusya’nın verecek gazı vardır, yoktur” denildi, bir müddet sonra gaz gelince görülecek. İşte, “Bu gaz şunun için bunun için geliyor” dendi, ne için geldiği belli santraller bitmek üzere Fonksiyonu itibari ile de herhalde şimdiye kadar Türkiye’nin aldığı en ucuz gazlardan biri olacaktır. “Azerbaycan’dan gaz alıyorsunuz, almıyorsunuz, burnunuzun dibindeki gazı bıraktınız, bırakmadınız” dendi. O da imzalandı, belli bir periyotta o da gelecek. Türkmen gazının Türkiye’ye niye gelmediği ed artık anlaşıldı. Yani, herkes ve Türkiye çok iyi biliyor ki, Türkmenbaşı’nın söylediği fiyatlar kuyu başındaki fiyatlardır. O gazın kuyudan çıkartılması, boru hattının inşa edilmesi o borudan Türkiye’ye nakledilmesinin bir maliye vardır. Bu maliyeti üzerine eklediğiniz zaman, Türkmen gazı da diğer gazlarla hemen hemen ayni veya eşdeğer fiyatta olan bir gazdır. Artık hiç kimse, “Türkmenistan’dan bedava gazı almadınız” diyemez. Diyen var da, arkasını dolduramıyorlar. Söyledikleri havada kalıyor. Burada şu veya bu kusurlu. Orada kimin ne kusuru olduğu da çok net bir şekilde anlaşıldı. Çünkü, görevlendirilmediği, kimin görevlendirmediği, bu şirketin finans imkanlarının niye sağlanmadığı, bunlar da ortaya çık. O nedenle, Orta Asya’da Türkiye’nin hemen yapması gereken iş, Türkmenistan doğal gazının Türkiye’ye getirilmesi noktasında Türkmenbaşı’nın ikna edilmesi işidir. Bir an önce yapılması gereken iş. Bu gazın Türkiye’ye getirilmesi için de herhaldre 3-5 milyar dolar arasındaki maliyetin ve finansmanın hemen sağlanmasıdır. “Şimdi bunlar ne olacak, Türkiye bu kadar gaza ne yapacak?” diye de konuşuluyor. Benim başlattığımız Türkiye’nin INOGATE projesini dünya duydu, nihayet duyuldu. Türkiye’Nin duymayan kulakları da bunu duydu. Netice itibari ile Avrupa’ya alternatif gazın. Sadece ve sadece Türkiye üzerinden nakledilebileceği gerçeği de bir kere daha görüldü. Bir başka gerçek de Avrupa Birliği’nin rakamları açıklandı. Avurapa’nın 585 milyar metre küp gaza 2020 yılı itibari ile ihtiyaç duyduğu, Cezayir ve İtalya üzerinden almakta olduğu gazın 2005 yılı itibari ile imkansız hale geleceği, Rus gazının alternatif Türkiye üzerinden gelecek gazdan başka gazın olmadığı son olarak bir kere daha anlaşılmış oldu. Yani, Türkiye’nin Avrupa Birliği nezdindeki kabul edilebilirliğinin önemli sebeplerinden birinin de, bir elindeki gaz borusu olduğu, Bakü-Ceyhan itibari ile petrol noktasına da sahip olduğu görüldü. O nedenle, artık Türkiye’de kimsenin, “Türkiye bu gazı ne yapacak?” tartışmasının olamayacağı ve bir müddet sonra da, “Keşke bir bu Mısır’dan gelecek gazı da ihmal etmeseydik, o gazı da alsaydık ve transfer yaparak Türkiye üzerinden Avrupa’ya götürebilseydik” konusunun tartışacağına inanıyorum. Bütün bu projelerin bir de siyasi sonuçları var. Siz Mısır gazını alsaydınız, Suriye, Ürdün, Mısır, Türkiye arasında bağ oluşturacağınız gibi, İsrail’e verdiğiniz zaman barış boru hattı olacağı, bu boru hattının ucunda da kararı ile bu projenin gerçekleşeceğini de görecektiniz. Ültanır: Mısır gazı projesi yeniden canlandırılabilir mi? Tabii siyasetin, siyasetçilerin işi. Ben bir başka konuyu sormak istiyorum. Türkmenbaşı ikna edilebilir mi? Çok temasınız oldu da. Ersümer: Türkiye bu işi halledecektir. Yani, bir gün gelecektir. Türkmenbaşı’nın Türkiye’ye gaz verme konusunda, bir başka şekilde ifade edeyim, ön finansman istemeden, boru hattının maliyetinin gaz parasında ödenmesini kabul ederek ya da ettirerek bu proje gerçekleşebilir. Ültanır: Efendim, uzun açıklamalarınız için şahsım, dergim ve okuyucularımız adına çok teşekkür ediyorum. |