Elektrik ve doğalgazda, ANAP'a yakın bazı kesimlere "rant" aktarmak amacıyla gelecek dönem projeksiyonlarını şişirdiğiniz yönünde eleştiriler var. Siz, projeksiyonları şişirdiniz mi?
Çok net şunu söylemem lazım; ben, 1997 yılında bakan oldum. Bakan olduğumda benden önce elektrik arz talebiyle ilgili olarak 1994 yılında yapılmış bir planlama vardı. 1994 planlaması, 1996 yılında revize edilmişti. Ben, bütün bakanlığım süresince 1996 yılında revize edilen ve bu tarihte artırılan rakamları aşağı çektim.
2000'li yıllar için de aynı durum mu söz konusu?
2001 yılı için 1994 planında 140 milyar kilovat saat, 1996 yılı revizyonunda 146 milyar kilovat saate yükseltilmiş. Ben bunu 1997 yılında aynen muhafaza etmişim. 1999 itibariyle 141 milyar kilovat saat, daha sonra 137 milyar kilovat saate kadar düşürmüşüm. 1994 yılında 2002 yılı planlaması, 151 milyar kilovat saat, bunu 1996 yılında 158 milyar kilovat saate çıkarmışlar. Yani, 7 milyar kilovat saatlik bir revizyon yapmışlar. Ben, bunu 1997 yılında muhafaza etmişim; bakmışım, görmüşüm, yürümüyor bu iş. Bu biraz afaki bir rakam. Sırasıyla 154 milyar kilovat saate, daha sonra 2000 yılının birinci bölümünde 148 milyar kilovat saate çekmişim. 2002 yılında zaten 133 milyar kilovat saate düşürülmüş.
Siz, ben şişirmedim aksine indirdim diyorsunuz, öyle mi?
Bizim, toplam elektrik talebini artırdığımız hiçbir yıl ve dönem söz konusu değildir. Tamamen yalandır, uydurmadır, iftiradır.
Peki size bu yönde bir suçlama yöneltilmesinin gerekçesi nedir?
Bu gerekçe gösterilerek, başka suçlamalar günde me getirilmiştir: "İşte efendim, elektrik miktarını artırdılar, gaz miktarını artırmak için" gibi bazı suçlamalar yapılmıştır.
Elektriğin yanı sıra doğalgazda da size yönelik eleştiriler var.
37 Eylül 1996'da Türkiye ve Rusya oturuyor, benden önceki dönemdir, (Ersümer, görüşmeye ilişkin tutanakları gösteriyor) Türkiye'nin, doğalgaz arztalebi değerlendiriliyor. Arztalep değerlendirmesine bakıyoruz. 1996 yılını, yani benim görev dönemim öncesini konuşuyoruz, ben, 1997 yılının Temmuz ayında göreve geldim. 1996 yılında yapılan projeksiyona göre, 2005 yılında arzın 47 milyar metreküp, talebin de 40 milyar metreküp olacağı söyleniyor. Bunun içine elektrik tüketimleri, konut tüketimleri, gübre ve sanayi konuluyor. Ne zaman, 1996 yılında.
Bu tutanakların ekinde (hani YapİşletDevret (YİD) santralleri için bu doğalgaz projeksiyonları şişirildi ya da Yapİşlet'e (Yİ) gaz getirmek için Mavi Akım yapıldı gibi iddialar var ya bunu göz önünde bulundurun) Trakya, Unimar, Doğa ve Ova gibi YİD santralleri var. 1996 yılını konuşuyoruz... Yine bunun içinde Bursa Doğalgaz Santrali var; devletin kendi santrali. Bu santrallerin toplam tüketimi de 1.7 milyar metreküp olarak belirlenmiş. Bu tutanağın başka sayfasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı'nın önerdiği santraller olarak Yİ'ler sayılıyor. Aliağaİzmir, İskenderun, Adapazarı sayılıyor. Yapılmayan Eskişehir ve Çanakkale sayılıyor. Tekirdağ'da bir santral var. Onu biz yapmadık. Sonuçta Ankara, Gebze, Adapazarı, Aliağa santralleri yapıldı. Bunların toplam tüketimleri de 11 milyar metreküp olarak yazılmış.
Türkiye'nin 1996 yılında yapılan 2005 yılı planlamasında tüketim 40 milyar metreküp hesaplanmış, 2005 itibariyle 27 milyar metreküpte kalmış. Benim, 40 milyarlık tüketim planlaması üzerinde yaptığım herhangi bir revizyon yok. Yani, bu miktarın üzerine eklenmiş bir rakam söz konusu değil. Hepsi bunun altında. Elektrik arztalep projeksiyonlarında benim dönemimde artırım söz konusu olmadığı gibi Türkiye'nin 80 milyar metreküp doğalgaz tüketeceği varsayımıyla yapılan projeksiyonlarda da benim bir artırım yapmam söz konusu değil.
Hiçbir müdahaleniz yok öyle mi?
Yok tabii. Olsa nasıl beraat edecektim?
Yİ santralleri sizin döneminizin en önemli tartışma konusu. Bu santrallerin kurulmasında ne gibi bir etkiniz oldu?
Ben, 1997 yılında göreve geldim. Yİ santrallerle ilgili önce 53'üncü hükümet döneminde, Hüsnü Doğan'ın Enerji Bakanlığı döneminde, bir Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıyor. Yİ'lerin ilk ihdas edildiği yer orası. Bakanlar Kurulu'nda şöyle bir yaklaşım var: Anayasa Mahkemesi, elektrik alım ve satımının tamamen devlete ait bir imtiyaz olduğunu kabul ediyor. Mahkeme, "Bu alım satımın içinde ülkede var olan kaynakları kullanıyorsanız ve bu alım satımın sağın da ya da solunda devlet varsa bu bir imtiyazdır" diyor. İmtiyaz olunca o günkü yasalar çerçevesinde imtiyaz sözleşmesi düzenlenecek, Danıştay'a gidecek.
Bu durum nasıl aşılıyor?
Yİ'lerde şöyle düşünülüyor: Biz, bunu doğalgazla yapalım. Doğalgaz yurt dışından geliyor. Yurt içindeki bir kaynak değil. Yine devam ediyorlar. Taşkömürüyle yapalım; o da yurt içindeki bir kaynak değil. Bunu, bir şirket üretsin, bir şirket de satın alsın. Üretecek şirket ihalede belirlenecek. Satın alacak olan o zamanki adıyla Türkiye Elektrik A.Ş. (TEAŞ) olacak. Sonuç olarak yurt içinde elde edilmeyen bir kaynaktan, bir şirketin elde ettiği elektriği, başka bir şirketin satın alacağı bir sistem kuruluyor. Bu kararname, 1996 yılının Ocak ayında çıkıyor. Bu sisteme dayalı olarak Enerji Bakanlığı ilana çıkıyor. İlanda, "Ben bu işi şöyle yaptıracağım" deniliyor. O ara üç aylık hükümet dönemi. ANAPDYP koalisyonu var. Sonra hükümet istifa ediyor. REFAHYOL kuruluyor. Recai Kutan, Enerji Bakanı oluyor. Teklifler alınıyor. Şirketler, TEAŞ'a başvuruyor; "Biz, şu kadar süreyle, şu fiyattan, şu kadar elektrik üreteceğiz" diyorlar. O arada Danıştay, bir dava üzerine Yapİşlet ile ilgili Bakanlar Kurulu kararını iptal ediyor; "Ülkede elektrik alım satımını Bakanlar Kurulu kararıyla yapamazsınız. Bunu ancak yasayla yaparsınız" kararı veriyor. Hemen, 54'üncü hükümet adına, o günkü DYP Grup Başkanvekili Saffet Arıkan Bedük ve RP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz tarafından Meclis'e bir kanun teklifi veriliyor. İki imzalı kanun teklifi, Meclis'e geliyor. Enerji Komisyonu'nda görüşülüyor. Komisyona Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Hazine Müsteşarlığı temsilcisi de geliyor, sonradan bizim haberimiz yok dedikleri için bunu söylüyorum. Komisyonda, herhangi bir itiraz yok. Enerji Komisyonu'ndan geçip, Plan ve Bütçe Komisyonu'na gidiyor. Bunları, hep tarihi noktalar olduğu için anlatıyorum. Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşüldüğü gün 54'üncü REFAHYOL hükümeti istifa ediyor. Hükümet gidince Meclis'teki bütün yasalar kadük oluyor. Bu görüşme, 1997 yılının Haziran ayı gibi oluyor. Biz, Temmuz'da hükümete geliyoruz.
Sonra neler oldu?
Ben, Enerji Bakanı oluyorum. Masanın üzerine bakıyoruz, ne var ne yok diye değerlendiriyoruz. Konuyu Sayın Başbakan'a gönderiyoruz. Bakanlar Kurulu özel bir gündemle toplantı yapıyor. Konu, gündemdeki hangi yasaları kabul edeceğiz... Yİ Yasası öncelikle görüşülmesi gereken yasalardan biri olarak kabul edildi. Benim, Enerji Bakanlığımda görüştüğüm ilk yasadır. 17 Temmuz'da yasa hiçbir itiraz olmaksızın kabul edildi. DYP ve RP, kendi teklifi olduğu için yasaya sahip çıktı. ANAP ve DSP koalisyon hükümeti, yasaya sahip çıktık. Geriye CHP kaldı. CHP milletvekillerinin yaptığı bütün konuşmalarda da ülkenin ciddi bir enerji darboğazında olduğu, bu darboğazdan çıkılması için acilen yatırım yapılması, en acil yapılması gereken yatırımın da bu olduğu belirtildi. Oybirliğiyle bu yasa çıktı. Yasanın, geçici maddesinde, o ana kadar Yİ ile ilgili olarak yapılan bütün işlemlerin kaldığı yerden devam edeceği hükmü vardı. İşlemler; TEAŞ'ta kurulmuş teklif değerlendirme komisyonunda kalmıştı.
Sizin döneminizde yasaya ekleme yapıldı mı?
Hayır, ne eklendi, ne de çıkarıldı. Sonuçta, yasanın geçici maddesinin emrettiği şekilde TEAŞ'ın değerlendirmesini bekledik. TEAŞ çalışmasını bitirdi. TEAŞ, Yİ'lerle ilgili 5 müteahhit firma belirledi. Sözleşmeler imzalandı. Benim bakanlığım döneminde bunların temeli atıldı.
Bu Yİ santrallerinin 5'i için de en iyi teklifin ENKA'dan gelmesi biraz şaşırtıcı değil mi? Bu dönemde ENKA'nın, ANAP'a yakın bir şirket olduğu da sürekli gündeme geldi. Bu çerçeveden bakılınca sanki ENKA'nın kayırıldığı izlenimi doğuyor?
Beş adet santral ve bunların toplam gücü 5 bin megavat. O zaman Türkiye'nin kurulu gücünün dörtte biri. TEAŞ'ın kararları bizim denetim ve onayımıza tabi değil. Bu konudaki kararları da tabi değildi. TEAŞ, "Böyle bir gücün bir firmanın elinde toplanması stratejik bakımdan doğru değildir. Böyle bir yatırımın ve kaynağının bir firma tarafından finanse edilmesi de söz konusu değildir" dedi. Ardından İskenderun'un, birincinin fiyatına gelmek kaydıyla ikinciye; Ankara'nın da yine birincinin fiyatına gelmek kaydıyla ikinciye verilemesini kararlaştırdı. Bu 5 santral bu şekilde verilmiş oldu. Sonra inşaatlar başladı. Ben bakanlıktan ayrıldıktan sonra 2 tanesi bitti.
Enerji gibi son derece kritik bir sektörde, 5 bin megavatı aşkın santral yapılıyorsa, bu santrallerle önemli sözleşmeler imzalanıyorsa hükümetler, bunun kontrolünü bir biçimde elinde tutmak ister. Yani, kendilerine yakın ya da yönlendirebilecekleri şirketlerin bu işleri üstlenmesini ister. Öyle değil mi?
Şimdi, ben başka bir şey söyleyeyim. ENKA'nın, bu kararlar aleyhine dava açma hakkı yok muydu? Vardı. Yine diğer sıralamadakilerin dava açma hakkı yok muydu? Vardı. TEAŞ'ın, bu kararları hakkında hiçbir kimse yargı yoluna gitmemiştir. Eğer, burada bir haksızlık varsa, birileri kayırıldı deniyorsa, dava yolu açıktır. Mesala, ben size çok basit bir şey söyleyeyim; Iğdır Doğalgaz Santrali ile ilgili YİD modeliyle bize müracaatlar geldi. Biliyorsunuz orada fizibilite alıyorsunuz. Konuyla ilgili Enerji İşleri Genel Müdürlüğü'nde komisyon kuruldu. Değerlendirme yapıldı. Orada, Unimar birinci seçildi. Süzer Grubu, bizim bu kararımız aleyhine dava açtı. Kararımızın iptalini istedi. Süzer, "Benim fiyatım, en iyi fiyat" dedi. "Aynı baza getirildiğinde benim fiyatım en iyi" iddiasında bulundu. Haksızlık edildiğini öne sürdü. Dava görüldü. Danıştay, "Hayır, bu karar doğrudur" dedi.
Yİ'lerle ilgili hepsi yabancı 58 şirket müracaat etmiş. Ama bir tek dava açan olmadı. Kimin adına kim ne söylüyor. ENKA, ANAP'a ve hükümete yakın diye suçlanıyor. Diğer bir taraftan "İşler ENKA'nın elinden alındı, diğer iki şirkete verildi" deniliyor. Bunlar birbirine zıt ve çelişkili. ENKA, 5 santrali aldım, 5'ini de yaparım diyebilirdi.
Türkiye'nin, elektrik üretiminde gerek kömür gerekse de su konusunda bilinen bir potansiyeli var. Buna karşın sizin döneminizde 5 adet doğalgaz santrali yapıldı. Neden?
1997 yılında Türkiye, darboğazın içindeydi. Burnunun ucunu göremiyordu. 1998 yılında arıza gezdirerek, (çaktırmamak için değişik bölgelerde farklı saatlerde elektrik kesme operasyonu) ihtiyacımızı gördük. 1999 yılında ciddi bir kuraklık vardı. Barajlardaki elektrik üretimi de yarı yarıya düşmüştü. 1997 yılında 4 YİD'den 2'si faaliyete geçmişti. Diğer ikisinin inşaatı sürüyordu. Niye doğalgaza yöneldiniz? Ben 4 tane dev gibi YİD santralini kucağımda buldum. İkincisi, Yİ'lerle ilgili süreci açıkladım. Türkiye, doğalgaza benden önce yönelmiş. Benim dönemimde bu projeler realize edildi. İyi ki de realize edildi. Bugüne kadar Türkiye idare etti.
Bir önemli konu daha var. Türkiye'ye doğalgaz santrali yapılacak. Bu santrallerde LNG kullanılacak. Türkiye'ye dayatılan buydu. Biz, LNG'nin elektrik üretiminde kullanılması yerine doğalgazın kullanılmasını sağladık. O dönemde LNG doğalgazdan yüzde 60 daha pahalıydı. Fark bu. Bu nasıl sağlandı? Mavi Akım'la sağlandı.
Mavi Akım'da hattı inşa eden ortaklıkta yer alan Öztaş'ın ANAP'a yakın olduğu biliniyor. ANAP'ın önce perde arkasından bütün işi bitirdiği, ardından da gerekli yasal sürecin devreye ko nulduğu eleştirileri var. Mavi Akım'da da her şey normal mi gelişti?
1996 yılında REFAHYOL hükümeti döneminde Karadeniz'in altından boruyla gaz getirilmesi gündeme getirilmiş. Konu bu. Dönemin BOTAŞ Genel Müdürü rahmetli Mustafa Murathan, Enerji Bakanı Recai Kutan ve Gazprom oturuyor. Gazprom'un şirketine, 200 bin dolar para ödüyorlar; diyorlar ki "Sen bunun fizibilitesini hazırla." BOTAŞ'a benden önce (1997 yılının Temmuzundan önce) Mayıs ya da Haziran ayında bu fizibilite geliyor. Bu fizibilitede borunun 16 milyar metreküp gaz taşıyacağı, hattın Karadeniz'de nereden girip, nereden çıkacağı, Ankara'ya kadar inşa edilecek boru hattı yer alıyor. SamsunAnkara hattının fizibilitesi bile yapılıyor. Ben göreve gelince önümde fizibilitesi yapılmış, taşıyacağı gaz miktarı ve güzergâhı belirlenmiş bir boru hattı buldum. Haziran sonunda REFAHYOL görevden gidiyor. 29 Ağustos'ta boru hattından geçecek gazla ilgili ben Gazprom başkanı ile işbirliği anlaşması imzalıyorum. Bu işbirliği anlaşmasında, batıdan alınmakta olan 10 Aralık 1996 tarihli anlaşmanın fiyatına atıfta bulunuluyor. Bu fiyatla yapılması öngörülüyor. Karma Ekonomik Komisyon (KEK) toplantıları yapılıyor. Benden önceki dönemde yapılan toplantılarda Ruslar, orada bazı hususları gündeme getiriyorlar; "Türkiye'nin, Rusya'daki yatırımları 10 milyar dolar mertebesinde. Bizim Türkiye'de yatırımlarımız 370 milyon dolar düzeyinde bulunuyor. Biz, Türkiye'de müteahhitlik yapmak istiyoruz" diyorlar. O zamanki hükümetler bu konuda mutabakata varıyor. Türkiye, "Gelin, zaten fizibilitesini de siz yaptınız, bu boru hattını Türkiye'de siz inşa edin" diyor. Bu mutabakattan sonra da hükümetler arası anlaşmaya bu hüküm yazılıyor. Anlaşmada "Hattın, Türkiye'deki bölümünün Gazprom'un inşaat firması ile Türk ortağı inşa edecektir" deniliyor. Bu anlaşma, Enerji Bakanlığı'nda yapılan bir anlaşma değil. Hükümetler arası anlaşma, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'nda yapılır. Enerji Bakanlığı ve BOTAŞ'tan temsilciler olur.
Gazprom'un ortağı ÖZTAŞ'ın durumu nedir?
Hattı inşa edecek ortaklıktaki Türk şirkete gelince, orada Türkiye'nin yetkisi olmadığı baştan kabul edilmiş. Zaten Ruslar istiyor.
Bu ortağı hükümet önermedi mi?
Hayır, hayır tam tersi. Rus şirketi ile Türk ortağı bu projeden önce zaten Türkiye'de başka ihalelere girmişler. Bizim, belirlediğimiz bir şirket değil.
Her hükümet döneminde bazı şirketlerin büyüdükleri görülüyor. Bunlar, bütün ihalelerde boy gösteriyor. Bu şirketler, kârlı yatırımlarda ön alıyor. Bu genel geçer uygulama, daha önceki dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de gündemde. Sizce yanlış mı değerlendiriyoruz?
Ben size bildiğimi aktarıyorum. Şu anki hükümetin, bir şirketi işaret etmesiyle, bizim dönemimizdeki bu şirketin belirlenmesi arasında bir paralellik kurabiliyor musunuz?
Mantık olarak bakıldığında belki kurulabilir...
Hayır, yasal ortama bakın. Rusya, Türkiye ile hükümetler arası anlaşma yapmış. Türkiye ve Rusya, KEK kararları almış. Müteahhitlik hizmetini bana yaptırın diyor. Türkiye de, bunu kabul ediyor. Gazprom'un inşaat şirketi ile Türk ortağı da bu işten önce ortak bazı işlere teklif vermişler. Zaten, adam o şirketi çok önceden belirlemiş. Bu bizi ilgilendiren bir konu değil. Sonuçta BOTAŞ'a başvuruyor. Benim Türkiye'deki ortağım budur diyor. Buradaki şirket ortağının eski bir ANAP'lı olması filan, bunlar alındı şişirildi, şişirildi.
Mavi Akım Anlaşması'nı, Meclis'e getirdik. Meclis'te, anlaşma görüşülüyor. Ne bildirilen bir şirket var, ne Rus tarafının bize bildirimi var. Biz, daha anlaşmayı görüşüyoruz. CHP Milletvekili Algan Hacaloğlu, konuşma yapıyor, "Bu işi Gazprom'un inşaat şirketi ile onun Türkiye'deki ortağı ÖZTAŞ yapacaktır" diyor. Bu, o kadar açık bir şey ki. Bunlar Meclis tutanağında yer alıyor. Bu hükümetlerin dayatması değil, Rus tarafının daha önce iş yaptığı bir şirketi bildirmesidir.
Mavi Akım'dan gelecek doğalgazın fiyatı ne zaman belirlendi?
Mavi Akım'la ilgili fiyat pazarlıklarını BOTAŞ yürüttü. Biz hükümetler arası anlaşmayı imzaladık. Anlaşmanın BOTAŞ ve Gazprom'a verdiği yetkiye istinaden Gazprom ve BOTAŞ oturdu, gaz fiyatının pazarlığını yaptı. Ancak, 29 Ağustos'ta benim imzaladığım işbirliği anlaşmasında fiyatta tanımlanmış bir marj vardı. Orada, 10 Aralık 1996 tarihli anlaşma baz alınır. Bu fiyat Türkiye'nin işine gelen bir fiyattır. Nasıl, biraz açar mısınız?
Biz, Mavi Akım'ı imzalarken, üzerinde "K Faktörü" diye bir ek yoktu. Mavi Akım'ı imzalarken, 1986 yılında imzalanan ilk anlaşma esas alınıyordu. Zaten, 10 Aralık 1996 tarihli anlaşma da onu refere ediyordu. Ama 20 Aralık'tan sonra 17 Nisan 1997 tarihinde Sayın Recai Kutan'ın tanıklığında (dönemin Enerji Bakanı) bir ek mektup imzalanıyor. TURUSGAZ'dan gelecek gazın üstüne "K Faktörü" ekleniyor. Mavi Akım'da K Faktörü'nü gerektirecek bir neden mi vardı? Yoktu. Ama bakın bu aynı baza getirme işi var ya (mevcut hükümet döneminde yapılan) sanki Mavi Akım'ın üzerinde K Faktörü varmış gibi, Mavi Akım'ın fiyatını belirlemeye kalktılar. Ruslar, bunu iddia etti. Türkler de kabul etti. Aslında tahkime gitselerdi o fiyatın üstüne K Faktörü konulması mümkün değildi.
Mavi Akım'dan ilk fatura 2003 yılının Ocak ayında geliyor, o günkü BOTAŞ Genel Müdürü de K Faktörsüz ödeme yapmak istiyor. Ruslar, "K Faktörlü ödeyeceksiniz" diyor. Niza çıkıyor. Hakeme gidilecek. Enerji Bakanı Hilmi Güler devreye giriyor. Doğrudan görüşmeleri kendi yürütüyor. BOTAŞ'ı devre dışı bırakıyor. Ben, basındakileri konuşuyorum. Bir suçlama yöneltmiyorum. Oturuyor, konuşuyorlar ve tahkime gidilmiyor. Nasıl anlaştınız? Türkiye'ye en yararlı olacak biçimde anlaşıldığını söylüyor. Ne yapılıyor, sanki Mavi Akım'ın üzerinde de K Faktörü'nden gelen bir yük varmış gibi, TURUSGAZ işin içine sokuluyor. Mavi Akım, 25 yıl sürecek bir anlaşma. TURUSGAZ, bugün yarın bitecek. Ama, bütün fiyatlar bu kapsamda aynı baza getiriliyor.
Size göre bu süreçte yapılan yanlış nedir?
Burada yapılan yanlış şudur: Mavi Akım'da olmayan bir K Faktörü, Rusların iddiası kabul edilerek, varmış gibi fiyat anlaşması yapılmıştır. CHP'nin şikayeti var. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) da biliyorsunuz bu anlaşmayı "şerh"le onayladı; "Hazine'ye artı bir yük getirmeme kaydıyla onaylıyorum" dedi. Benim bildiğim, bizim imzaladığımız Mavi Akım gazı, batıdan ilk alınan gazla aynı fiyattaydı. Bu hükümet ve bu Enerji Bakanı, K Faktörü varmış gibi işlem yaptı, sonuçta gerçekten Mavi Akım'ın fiyatını artırdı. 25 yıl sürecek bir anlaşmayla Türkiye doğalgazı pahalı almaya mahkum edildi. Bizi, "Mavi Akım'da pahalı gaz aldınız" diye suçlayacaksınız, ondan sonra da kendi elinizle Mavi Akım'ın fiyatını artıracaksınız. Daha sonra da gelecekseniz Türkiye'nin en ucuz gazı, Azeri gazını, göz ardı edeceksiniz ve o anlaşma fiyatından götürüp, Yunanistan'a bu gazı sabit fiyatla satacaksınız. Bunlar, anlaşılabilir konular değil.
Siz, çok sayıda suçlamanın da yöneltildiği bir bakan olarak, geriye doğru baktığınızda hatalarınız ve doğrularınız hakkında nasıl bir özeleştiri yapıyorsunuz?
Ben yaptığım işlerle övünerek geldim. Benim, 4 yıllık bakanlığım döneminde yaptığım işlerle Türkiye, son 6 yıldır idare ediyor. Doğalgazda da, hidroelektrikte de, kömürde deTürkiye, 6 yıldır hiçbir enerji yatırımı yapmadı. Nereden biliyorsun? Hesap meydanda. Türkiye, 2001 yılında 160 milyar kilovat saat elektrik tüketmiş. 2007 sonu itibariyle 190 milyar kilovat saat tüketecek. Ortada, 30 milyar kilovat saatlik artış var. 5 tane Yİ santrali 48 milyar kilovat saat elektrik üretiyor. Çan Termik Santrali'nin temeli benim dönemimde atıldı. Açılışı bu hükümet yaptı. AfşinElbistan'ı ekleyince zaten 60 milyar kilovat saati buluyorsun. Sonuç olarak 6 yıldır Türkiye, benim dönemimde yapılan işlerle yaşadı. Hovardaca, mirasyedi gibi yaşadı.
Geçenlerde, EPDK eski Başkanı Yusuf Günay, bir demeç veriyor ve "Türkiye, 2009 yılında karanlıkta" diyor. Bugün hükümetin bir bakanı Nazım Ekren, "Önümüz karanlık, arz sıkıntısı içine düşeceğiz" diyor. Yaptığım işlerle övünüyorum. Ben, Türkiye'nin yalnızca elektrik ya da doğalgaz arztalebiyle değil, uluslararası platformda enerjiyi bir araç gibi kullanmasının önünü açmış insanlardan biriyim. Yani, bugün hükümetin gerine gerine, övünerek açtığı Yunanistan doğalgaz boru hattı projesi, 2000 yılında Brüksel'de benim müsteşarım tarafından imzalanmıştır.
Yine gündemde bulunan Nabucco'nun altyapısı benim dönemimde hazırlanmıştır. Bu her iki projeye de kaynak teşkil eden Azarbeycan doğalgaz projesi, dönemimde imzalanmıştır.
Bakan olarak söylediğim bir şey vardı: Türkiye, Avrupa Birliği'ne (AB) iki boru hattıyla girecek. Biri doğalgaz, diğeri de BaküTiflisCeyhan Petrol Boru Hattı. BTC'nin, Akdeniz'de afişe fiyatı, bugün Türkiye'ye Avrupa Birliği'nde bir imkân yaratmıştır. Bu proje, 2000 yılında benim imzamla hayatiyete geçmiştir. Ben bunlarla övünmeyeyim mi? Kalkıp da bilmem ne mobil santralinde, bilmem ne suçlaması, bu projeler arasında komik kalmıştır.
|