Türkiye’nin elektrikle tanışması, elektriği kullanmaya başlaması 100 yıllık bir zaman dilimi içermektedir. Sakın telaşlanmayın, ben burada elektriğin asırlık serüvenini anlatıp sizi sıkmak gibi bir düşünce içinde değilim. Tam tersi her türlü tartışmadan uzak sadece kısaca bilgiyi paylaşmak için huzurlarınızdayım. Türkiye bugün yani 2008 yılı başlangıcı itibarı ile 191 milyar kwh elektrik tüketmektedir. Bu tüketimi de 41.000 mw kurulu güçle sağlamaktadır. Türkiye tüketiminin gelişmesine 100 yıl içinde bakarsak bu 191 milyar kwh tüketimin; İlk 50 milyar kwh bölümüne 1907- 1987 arası 80 yıllık bir periyotta ulaşabilmiştir. İkinci 50 milyar kwh tüketimine 1987-1997 arasında 10 yıllık bir periyotta ulaşmıştır. Üçüncü 50 milyar kwh tüketimine 1997-2003 arasında 6 yıllık bir periyotta ulaşmıştır. Dördüncü 50 milyar kwh tüketimine de 2003-2008 arasında bu kez 5 yılda ulaşacaktır. Bu giderek artan hız Türkiye’nin sanayileşme, kalkınma ve refaha ulaşmasındaki arzusunun bir başka ölçütü gibidir. Türkiye bu tüketimini karşılamak için 100 yılda ne zaman ne yapmıştır? Bu tüketim nerelerde nasıl karşılanmaktadır? Hangi kaynaklardan karşılanmaktadır? Türkiye’nin enerji kaynakları nelerdir? Bu soruların cevaplarını aramaya çıkarsak ve bu bulduğumuz cevapları alt alta yazarsak Türkiye’nin enerjisine ve bu enerji içerisinde Çanakkale’nin yerine de ulaşmış oluruz. Ancak bu değerlendirmeleri geriye doğru 10 yıllık bir perspektif ile yapacağım daha gerilere giderek sizleri yormak istemem, ama bu 10 yıllık değerlendirmelerin önemli bir bölümü zorunlu olarak benim bakanlık yaptığım dönemi ve o dönemin etkilerini içerecektir, umarım icraatın içinden gibi anlaşılmaz. Türkiye bugün 191 milyar kwh tüketiminin büyük bölümünü taşkömürü, linyit, ithal kömür ve doğalgaz ile çalıştırdığı termik santralleri ve su kaynaklarını kullandığı hidrolik santralleri ile küçük bir bölümü de rüzgar, motorin fueloil ve jeotermalle üretim yapan santrallerinden karşılamaktadır. Türkiye enerji kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. Türkiye’nin mevcut enerji kaynakları esas alındığında enerji ihtiyacını karşılaması mümkün değildir. Türkiye’nin hızla artan nüfusu artarak devam eden sanayileşmesi, elektrik talebindeki artışı da hızlandırmaktadır. Elektrik enerjisi depolanabilir bir kaynak değildir. Elektrik ihtiyacı anlık karşılanması gereken bir ihtiyaçtır. En pahalı enerji ise olmayan, karşılanamayan enerjidir. Bu nedenle çok iyi planlanması çok iyi denetlenmesi gerekli, hassas bir sektördür. Yıllık, aylık, günlük saatlik takipler yapıldığı gibi, anlık takiplerinde yapılması gerekli olan bir sektördür Elektriğin bu özelliklerini aklımızda tutarak sohbetimizi sürdürdüğümüz de hemen söylememiz gereken ülkemiz yerli kaynaklarının durumudur. Türkiye’nin bilinen taşkömürü ve linyit yataklarından elde edebileceği toplam elektriğin 120 milyar kwh, bütün su kaynaklarından üretebileceği elektriğinde 125 milyar kwh olduğu bilimsel çevreler tarafından kabul edilmektedir. Son değerlendirmelerde 10.000 mw rüzgar enerjisi potansiyelimizin olduğu da varsayılmaktadır. Rüzgar enerjisi çalışmaları Türkiye’de ilk olarak benim bakanlık dönemimde başlatılmıştır, yapılan ölçümler dikkate alınmış eiei’si bütçesine kaynak konularak Türkiye’nin ilk rüzgar atlası hazırlatılmıştır. Yine Türkiye’nin ilk rüzgar santralleri olan Çeşme-Alaçatı ve Çanakkale-Bozcaada santrallerinin sözleşmeleri tarafımdan imzalanmış temelleri atılmış ve açılışları da yine tarafımdan yapılmıştır Burada sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum; rüzgar santralleri aynı analarımız gibidir, almadan verirler. Ben bu 2 santralin yapımcılarından rica etmiştim, bu santrallerde her bir pervaneye bayan isimleri koyalım diye. Onlar bu pervanelere Ayşe, Fatma gibi bayan isimleri koydular o zaman. Yenilerinde de bu gelenek devam ediyor mu? Takip edemedim. Daha sonra YİD rüzgar santrallerinin yapılması için bakanlık dönemimde ihaleye çıkılmıştır. Tabidir ki Çanakkale’nin asırlardır esen rüzgarı bütün çalışmalarımızın merkezi olmuştur. Çanakkale sınırları içinde tespit edilen alanlarda rüzgar santrallerinin kurulması için müteşebbislerin önü açılmıştır. Yapılan bu çalışmalar neticesi son lisans başvurularında, Çanakkale için yapılan başvurular sayı ve güç olarak pik yapmıştır. Türkiye geneline bakarsak 78.000 mw gibi çok büyük bir başvuru alınmıştır. Bakanlık dönemimizde ölçümlerin yapılmış ve sahaların belirlenmiş olması nedeniyle Çanakkale’de rekor başvuru vardır. Çanakkale ili sınırları içinde 90 proje başvurusunda toplam güç 7.700 mw dır. Bu da Türkiye başvurularının % 10’u mertebesindedir. Bu başvurulara konu santrallerin ne kadarı kurulabilir, ne zaman kurulabilir, şu anda bir tahmin yapmak çok zor yine de çok kötümser bir tahminle dahi % 10 bile realize edilebilirse ülkemiz temiz ucuz ve yerli kaynaktan elektrik üretmiş olacaktır bu çok önemlidir. Benim açılışını yaptığım bu iki santral 2000 yılından bu yana üretime devam etmektedirler. Rüzgar santrallerinin özel sektör tarafından yapılması hedeflenmiş ancak alım ve fiyat garantisi verilmeden bu santrallerin yapılamayacağı çok geç anlaşılmıştır. 6 yıl niçin bu rüzgarın boşuna esmesine izin verilmiştir, 6 yıl bu niye seyredilmiştir sorusunun cevabını başka platformlarda soracağımızı da burada belirtiyorum. Ama hemen eklemek gerekir ki rüzgar santralleri puant santraller değildir, yani dünyada hiç bir ülkenin çözemediği gibi Türkiye de rüzgar santrallerine dayalı olarak enerji problemini çözemez. Rüzgar enerjisi kullanımında dünyada başı çeken Almanya’da kurulu güç 20.622 mw olup, toplam üretiminin içindeki payı % 28’e yakındır, ispanyada ve Amerika’da bu oran %15.6, İtalya, İngiltere, Fransa ve Portekiz gibi ülkelerde de %2 dolaylarındadır. Türkiye’de rüzgar santralleri genel olarak gece rüzgarın az esmesi nedeniyle verimli çalışamazlar. Rüzgar santralleri ile bölgesel regülasyonlar sağlanabilir, kısmi açıklar kapatılabilir, ama 2006’da Bursa Ovaakça santralının devre dışı bırakılması sonucu içinde Çanakkale’nin de olduğu 13 ilin saatlerce elektriksiz kaldığı gibi krizlerde çare olamazlar. Türkiye’nin biraz önce bahsettiğim gibi bütün kaynaklarından yapılacak toplam üretim 245 milyar kwh elektrik, bu günkü projeksiyonlar dikkate alındığında ve Türkiye’nin 2010 yılında 242 milyar kwh ve 2011 yılında ise 262 milyar kwh elektrik tüketeceği kabulünden hareketle ülkemizin bütün enerji kaynaklarını devreye alsanız dahi 2011 tüketimini karşılamanız mümkün olmayacaktadır. Türkiye bu yerli kaynaklarının bugün ne kadarını kullanabiliyor diye baktığımız da ise, kömür kaynaklarının sadece % 30’unu su kaynaklarının ise % 35’ini kullanabildiğini görürüz. Esas bilinmesi ve tartışılması gereken konu budur. Ama tartışmanın bütün siyasi mülahazalardan arınmış bir yaklaşımla doğru yerde doğru zeminde ve gerçeklerin ışığında yapılması gereklidir. Ben bu ölçütler içerisinde değerlendirmelerimi sizinle paylaşacağım. Türkiye 100 yıldır, cumhuriyet öncesi ve cumhuriyette 60 hükümet döneminde yerli kaynaklarının yarısını dahi kullanabilir duruma gelememiştir. Türkiye taşkömürünü ve linyitlerini elektriğe dönüştürmek için termik santrallerini, akarsularından elektrik elde etmek için barajlarını niye yapamamıştır, niye yapamamaktadır diye olaya baktığımızda karşımıza çıkan ilk sebep kaynak azlığı hatta kaynaksızlıktır. Tabi bazı dönemlerde su kaynaklarımızın ağırlıklı olduğu doğu ve güneydoğu bölgelerine yabancı finans çevrelerinin kaynak sağlamaktaki isteksizliği, Milli bütçemizin imkanlarının sınırlı oluşu, bazı dönemlerde iktidarların pahalı ve yük getirici enerji yatırımları konusunda var olanla idare etmeleri, bazen de uzun vadeyi görememeleri veya görmemeleridir. Bu nedenlerle içine düşülen dar boğazların aşılabilmesi için kömür ve su kaynakları ikinci planda kalmış hızla inşa edilebilen hazine ve alım garantileri verildiği için kolayca yurtiçi yurt dışından kredi ve kaynak bulunabilen doğalgaz santrallerinin yapımına yönelinmiştir. Bu nedenlerle SHP-DYP hükümetleri döneminde 1993-1994 yılların da 3 adet ve 1996 yılında DYP-ANAP hükümeti döneminde 1 adet YİD doğalgaz santralının sözleşmeleri imzalanmıştır, temelleri atılmıştır. İkisinin açılışları da yapılmıştır, diğer iki santralinde açılışları bizim dönemimizde yapılmıştır. Doğa-Ova-Ünivar-Trakya santralleri. Yine diğer 4 adet yi doğalgaz santralinde ihalesine Refah-Yol hükümeti döneminde çıkılmış, sözleşmeleri dönemimizde imzalanan bu santrallerin temelleri atılarak, üçünün açılışları yapılmış biri doğalgaz diğeri ithal kömür olmak üzere iki yi santralın açılışları da bu hükümet döneminde yapılmıştır. İşte bugün Türkiye elektrik enerjisinin %48’ini EÜAŞ, yi ve YİD doğalgaz santrallerinden üretmektedir. Mevcut hükümet tarafından pahalı zahmetli ve ekonomiye büyük yük getiren enerji yatırımları yapılmayarak ekonomik göstergeler dengelenmiştir. Hesap meydanda 2001 yılında Türkiye tüketimi 160 milyar kwh idi. 2007 sonunda bu rakam 190 milyar kwh’a ulaştı bu arada biten devreye alınan santraller dönemimizde yapımına başlanan toplam üretimi 12 milyar kwh Çan ve Afşin Elbistan termik santralleri ile 48 milyar kwh elektrik üreten 5 adet yi santralidir. 6 yıla yakın bir süredir hiçbir enerji yatırımının yapılmamış olması ve böyle bir altın sürenin boşa geçirilmiş olması sektörü hızla darboğaza doğru sürüklemektedir. Bütün ikazlara rağmen sürdürülen bu yanlış yüzünden daha önceki yıllarda yaşanan dar boğazların aşılması için acilen yapılan doğalgaz santrallerine ülke yine muhtaç bırakılacaktır. Kısa bir süre sonra enerji gündeminde bu konu önemle tartışılacaktır. Yine son on yıllık dönem için yerli enerji kaynağı kömürden elektrik üretiminde Türkiye nerededir ve Çanakkale bu üretimin neresindedir diye bakarak çok kısa özetlersek: Öncelikle inşaatları devam eden Çayırhan santrali 3-4 üniteleri ile Kangal santrali 3 ünitelerinin inşaatları hızla tamamlatılarak tarafımdan devreye alınmıştır. Adana-Tufanbeyli, Bolu-Göynük, Bursa-Keles, Adıyaman-Gölbaşı, Konya–Ilgın, Çankırı-Orta’da mevcut rezervlerden elektrik üretimi için girişimlerde bulunulmuştur. Yerli kaynak kömürün enerji üretiminde kullanılabilmesi için önceki hükümetler dönemlerinde yapılan santrallere ek olarak bakanlık dönemimde tamamı kredili ve anahtar teslim Afşin-Elbistan b santralının ve Çanakkale Çan santralının ihaleleri yapılarak temelleri tarafımdan atılmış, mevcut hükümet döneminde de üretime geçmişlerdir. Çan termik santralı gündemimiz konusu Çanakkale enerji yatırımları içerisinde en önemlisi ve en büyüğüdür. Çan termik santralı Çanakkale’nin ve Çan’ın uzun yıllar süren rüyalarından biridir. Ben enerji bakanı olarak çan’ı ilk ziyaretimde yanıma gelen bir amca, “Allah bu santralın yapılmasını istemese seni enerji bakanı yapmazdı” dedi ve ben bunu hiç unutamadım. Çan’da TKİ tarafından son 30 yıldır yapılan sondaj ve rezerv değerlendirmelerinde 70 milyon ton rezerv tespit edilmiştir. Bu rezerv yılda 2 milyon tona yakın kömür tüketecek santralın en az 40 yıllık yakıt ihtiyacını karşılayabilecek mertebededir, zaten santrallerin azami ekonomik ömürleri de maksimum 25- 30 yıldır. 1996 yılı yatırım programında bulunan santralın tamamı kredili olarak hemen TEAŞ’ça ihalesi yapılmış ve 25.06.2000 tarihinde temeli tarafımdan atılmıştır. İnşaatı hızla biten santral 2003 yılında üretime geçmiştir. 400 milyon dolara mal olan santral 2 x 160 mw gücündedir. Santralde yılda 1.800.000 ton kömür 560.000 ton kireç ile birlikte yakılarak tüketilmekte, 2 milyar kwh elektrik üretilmektedir. Çan termik santralı Çanakkale’nin cumhuriyet tarihindeki en büyük yatırımıdır. Çan termik santralı Türkiye’nin ilk akışkan yatak teknolojisi ile çalışan en çevreci santralıdır. Kömür kireç taşıyla birlikte yakılarak yanma esnasında desülfirizasyon sağlanmaktadır Kömür santrallerine biraz daha dikkatli baktığımızda kömürün kullanabilmesi için finans kaynağının dışında birde çevre problemlerinin olduğunu çok net görürüz. Çan termik santralı akışkan yataklı santral olmasına rağmen bu santrale karşı da tepkiler oluşturuldu ve çok önemli yanlışlar da yapıldı, Bakanlık dönemimde soğuk hava deposu açılışını yapmak için gittiğim Bayramiç Karaköy’de bir grup genç kızın benimle konuşmak istediğini ilettiler, tören sonu çocuklarla bir araya geldim, Bakanım biz evlenmeyeceğiz dediler sebebini sorduğumda niye evlenelim ki evlenirsek çocuğumuz olmayacakmış dediler, şaşırdım nedenini sorduğumda siz Çan’da santral yapıyormuşsunuz bu santralın dumanı nedeni ile bizim çocuğumuz olmayacakmış dediler. Bu sefer şok oldum dilimin döndüğü kadarıyla bunun yalan olduğunu böyle bir sonucun olamayacağını anlatmaya çalıştım daha sonra kimin bu yalanları uydurduğunu sorduğumda sustular söylemediler Kamuoyunun da yakından bildiği gibi kömür santrallerinde baca gazlarının arıtılmaması ve kül barajlarının gereği gibi yapılmaması halinde çevreye zarar vermediklerini iddia etmek ve savunmak mümkün değildir. Ama akışkan yataklı temiz ve bütün dünyanın kabul ettiği bir sistemle üretim yapan santrallerinde çevreye zararlı olduğunu iddia etmekte akli değildir. 1997 yılı sonuna doğru yine önceki dönemlerde yapılmış ve baca gazı arıtma tesisleri olmayan santrallerin da baca gazı arıtım tesislerinin ihaleleri yapılmıştır. Hatırlanacağı üzere ege’deki bu santrallerin üretimleri mahkemelerce baca gazı arıtma tesisleri olmadığı için durdurulmuştu ve ege’de ciddi elektrik kısıntıları yaşanması üzerine refah-yol hükümetince bakanlar kurulunca alınan prensip kararı ile Danıştay kararı uygulanmamıştı. Bu tesislerin inşaatlarına başlayarak kararları yerine getirmiş olduk. Ama Türkiye’de iş yapmak ve yaptığı işi anlatabilmek çok zordur, Muğla’da Gökova santralının çevreye verdiği zararı engellemek için ve mahkeme kararını yerine getirmek üzere baca gazı arıtma tesisinin temel atma töreninde çevreciler tarafından ciddi boyutta protestolara muhatap olduk. Doğrudur çevre ile enerji düşman kardeşler ama ön yargılı ve gözü kapalı karşı çıkmanın bu kadarı da fazla oluyor diye düşündük. Bir yandan yerli kaynak diye çırpınacağız, diğer yandan çevresel bir tesisi yapanları dahi protesto edeceğiz, bence bu yanlış. Bu arada mevcut santrallerin rehabilitasyonunun yapılarak üretimlerinin artırılması ve kwh başına düşen maliyetin aşağı çekilmesi amacıyla bizden önceki Refah-Yol hükümeti döneminde işletme haklarının devri için yapılmış ve teklifleri alınmış ihaleleri sonuçlandırdık, ancak sadece bir tek santralın Çayırhan santralının devri gerçekleşti yaşanan ekonomik krizden sonra diğerlerinin ihaleleri iptal edildi. Şu anda özelleştirme idaresi başkanlığına devredilen bu santrallerin mülkiyetinin satışı için hazırlıkların yapıldığını basından takip ediyoruz. Ama santraller ne haldedir diye sorduğunuzda vereceğimiz cevap hiç de iç açıcı değildir. Aradan geçen 6 yıla yakın süredir bu santrallerde hiçbir yenileme yatırımı yapılmamıştır, Her geçen gün daha da üretimi düşen ve maliyeti artan santrallerde üretim kapasitesi % 60’ların altına düşmüştür. Artık orta yaş değil yaşlı sınırına gelen bu santrallerde proje değerlerine göre üretim yapılabilse enerji darboğazından en az birkaç yıl daha bahsetmek mümkün olmazdı. EÜAŞ internet sitesinden bu santrallerin üretimleri ile ilgili bilgileri okuyorum, Görüldüğü gibi bu, içler acısı bir durumdur ve maalesef kimse parmağını da kıpırdatmamaktadır, proje değerlerine göre bu santrallerin üretmesi gereken elektrik toplamı 50.497 milyar kwh’dir, ürettikleri ise 33.462 milyar kwh'dir. Üretilemeyen elektrik 17 milyar kwh’dir. İşletme hakkı devredilen tek santral olan Çayırhan'a baktığımızda ise üretimin, ikiye katlandığını ve maliyetin de yarıya düştüğünü görüyoruz, yine EÜAŞ rakamlarına göre bu santralın üretmesi gereken elektrik 3 milyar 561 milyon kwh elektriktir, ürettiği ise yine 3 milyar 561 milyon kwh’dir, yani % 100 kapasiteyle çalışmaktadır. Keşke kaynak bulunabilse ve bu eski santrallerinde yenileme yatırımları 8 yıldır yapılabilseydi üretimleri artsa ve maliyetleri düşürülebilseydi diye düşünüyoruz ve bu iş bilmezliğin tartışılmasını da bir başka zemine göndererek hakkımızı saklı tutuyoruz. Afşin - Elbistan c-d santrallerinin yapımı için ihaleye çıkılmış yeterli teklif gelmemesi nedeniyle ihale iptal edilmiş. En son biraz sonra değineceğimiz nükleer santral yapımı ile ilgili yasaya eklenen bir geçici madde ile kömür santrallarında da alım ve fiyat garantisi verilerek bu santrallerin özel sektör tarafından yapımının sağlanması hedeflenmiştir. Tabi aradan geçen 6 yıldır özel sektörce geliştirilmeye çalışılan bir iki proje çalışmasının dışında da başkaca yerli kaynak kömürden elektrik üretecek santralin planlanmadığını, hiçbir santralın temelinin atılmadığını, bu bölümde not ederek sözlerime devam ediyorum. Diğer yerli kaynağımız sudan elektrik üretme konusunda Türkiye’nin aldığı yola bakarsak, Türkiye bugün 100 yıllık zaman dilimi içinde 50 adet HES barajını yaparak ve 17 adet YİD HES barajını da özel sektöre yaptırarak 40 milyar kwh elektrik üreterek tüketiminin bir bölümünü karşılamaktadır. Baraj inşa etmek tam anlamıyla vakit ve nakit işidir. Milli bütçemizden yapılan barajların inşaatları ödeneklerin azlığı nedeniyle çok uzun zaman almakta ve doğal olarak yıllar arası fiyat farkları nedeniyle de yüksek maliyetlerle karşılaşılmaktadır. Atatürk barajı 9, Çatalan barajı 14, Kralkızı barajı 12, Altınkaya barajı 8 yıl gibi sürelerde bitirilebilmiştir. Ama bütün bu olumsuzluklara rağmen DSİ tarafından inşa edilen barajlarımız dimdik ayaktadır ve üretimlerine devam etmektedirler. Türkiye’nin kalkınma azmi, enerji arayışı, hızla artan elektrik talebi, yeni barajlarını kaynak bulup hızla inşa etme ihtiyacı, hükümetler arası ikili işbirliği ile baraj inşa etme formülünü hayata geçirmiştir. İlk olarak Refah-Yol hükümeti tarafından yapılan hükümetler arası anlaşmalara dayalı olarak çıkarılan bakanlar kurulu kararları ile Karkamış ve Ilısu barajlarının yapımı kararlaştırılmıştır. Tamamı kredili ve anahtar teslimi şeklinde planlanan barajlardan ilki olan Karkamış barajı için 48 aylık bir inşaat süresi planlanmış ise de baraj 44 ay gibi kısa bir sürede bitirilerek tarafımdan hizmete açılmıştır. Tamamı kredili baraj 120 milyon dolara mal olmuş ve 10 yıllık bir sürede yatırımını amorti etmiş 40 yıl daha elektrik üretmeye devam edecektir. Bu örnekten hareketle bakanlığım döneminde Muratlı ve Borçka barajlarının temelleri atılmış, bu hükümet döneminde de açılışları yapılmıştır. Yine tarafımdan temeli atılan Deriner barajının inşaatı da hızla sürmektedir. Bu kapsamda yapılmakta olan Ermenek barajının da inşaatı devam etmektedir. Konferansımız konusu Çanakkale ilimizin hidroelektrik kaynaklarına baktığımızda, ne 1997’den önce bitirilmiş veya halen inşaatları devam eden barajlarımızda ve göletlerimizde nede 1997 yılından sonra ihalesi yapılıp inşaatları devam eden 5 baraj ve 10 göletimizde, elektrik üretebilmemiz şimdilik mümkün gözükmemektedir. Dönemimizde çeşitli ülkelerle imzalanan kek kararları ve işbirliği protokolleriyle toplam 10 bin mw gücünde 7,5 milyar dolar proje bedelli 29 hidrolik barajın çalışmaları başlatılmıştır. Mevcut yönetimce sadece Ilısu ve Yusufeli projeleri ile ilgili çalışmalara devam edilmiş, sözleşmeleri imzalanmıştır. Diğer projelerle ilgili barajların ikili anlaşmalarda görevlendirilen ülkeler ve şirketler tarafından yapımının sağlanması için yeni bir kanun çıkartıldıysa da bu kanun alım garantisi ve hazine garantilerini içermediğinden sadece fiyat garantisi içermesi nedeniyle bu projelerle ilgili hiç bir ilerleme kaydedilememiştir. Görüleceği gibi sözde yerli kaynak ucuz enerji laflarını dillerinden düşürmeyerek enerjiyi yönetmeye çalışanların ne kömürün değerlendirilmesi için termik santral, nede suyun değerlendirilmesi için baraj inşa etmedikleri ortadadır. Aslında aradan geçen 6 yıla yakın sürede dönemizde başlayıp 4 yılda bitirilen Çan termik santrali, 4 yılda bitirilen Karkamış barajı gibi, yeni termik santrallerin ve yeni barajların yapılması mümkün iken bu hayati süre boşa geçirilmiştir, Hazıra konulmuş, miras yedi gibi davranılmıştır. Şimdilik bu kadar değinip, tabii ki bu konudaki tartışmaları yakın bir zamanda başka platformlarda yapmak üzere kenarda sıcak tutuyorum. Elektriğin dağıtımı da iletimi de sektörün en önemli işlevlerinden birisidir, şu anda Türkiye’de elektrik dağıtımındaki kayıp kaçak oranları dünya ortalamasının 2 katıdır. % 20 ‘ere yakın bir seviyededir, yani ürettiğiniz elektriği tüketiciye ulaştırdığınız noktaya kadar yolda giderken ve abone kullanırken % 20 ‘sini kaybetmektesiniz. Gündemimizdeki Çanakkale, kayıp-kaçak oranının en düşük olduğu illerden biridir. 1997’den sonra Çanakkale’de 12 ilçesi ve 22 beldesinde 48 trilyon harcanarak şehir şebekelerinde gerçekleştirilen yatırımlarla yenileme ve eklentiler yapılmış ve 550 köyün bakım onarım ve yenilemeleri için 5 trilyona yakın ödenek harcanmıştır. Türkiye’nin kayıp kaçak oranını dünya ortalamalarına çekebilmek için 5 milyar dolara yakın yatırım yapmak ihtiyacı vardır, bütçeden bu imkanın sağlanamayacağı 1996 yılında refah-yol hükümeti döneminde tespit edilmiş ve 25 dağıtım müessesesi ayrılarak işletme haklarının devri için ihaleye çıkılmıştır. Alınan teklifler hükümetlerimiz döneminde değerlendirilmiş, bakanlar kurulu kararları çıkartılmış, daha sonra da çeşitli nedenlerle bu ihaleler sonuçlandırılamamıştır. Bu ihalelerdeki ana hedef kayıp kaçak oranlarının aşağıya çekilmesi ve bu işlemin yapılabilmesi için zorunlu yatırımların gerçekleştirilmesidir. Bu hükümet döneminde söz konusu dağıtım müesseselerinin satışı için özelleştirme idaresine devirleri yapılmış, aradan geçen 6 yıla yakın bir sürede bu satış işlemi yapılmamıştır. Bu kayıp kaçak 70 milyonun sırtında kalmıştır, 2007 seçiminden önce çıkılan ihale alt yapı yenilemeleri yapılacaktır bahaneleriyle ertelenmiş, ama alt yapı yatırımı yerine elektriğe zam yapılarak bu satış cazip hale getirilmeye çalışılmaktadır. Elektrik fiyatları girdilerinin dolar bazında olması nedeniyle dolar fiyatına göre düzenlenir. Önceki hükümetler döneminde dolar fiyatındaki çalkalanmalar ve ısrarlı artışlar nedeniyle zorunlu olarak zam yapılarak sektör yönetilmiştir. Ancak ısrarla vurgulanan istikrarlı yönetim döneminde tam tersi dolar fiyatları sabitlenmiş ve aşağı düşen bir seyir izlemiştir. Bu nedenle; yani geçtiğimiz 5 yıllık süre içinde elektriğe zam yapmadık, şimdi % 20 zam yapıyoruz diyerek savunma yapmanın pek de inandırıcı olduğu söylenemez. Enerji üretiminde kullanılan diğer enerji kaynağı olan doğalgazla ilgili tespit ve değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak istiyorum Türkiye’nin doğalgazla tanışması 1986 yılında Rusya ile imzalanan anlaşmayla batı hattından alınan 6 milyar m3 ‘lük doğalgazla başlamış, öncelikle Ankara ve İstanbul gibi şehirlerimizdeki hava kirliliğini önlemek amacıyla konutlarda ısınma amaçlı kullanılan doğalgaz daha sonra gübre sanayiinde ve elektrik üretiminde kullanılarak Türkiye’nin enerji sektöründe önemli ve tartışmalı yerini almıştır. İkinci gaz alımı, 10 Aralık 1996 tarihinde refah-yol hükümeti döneminde gerçekleşmiş yine batı hattından 8 milyar m3’lük ek gaz alımı için anlaşma imzalanmıştır. Yine aynı dönemde, her kış problem yaşamaya alıştığımız İran’dan 10 milyar m3’lük gaz alımı için bir başka anlaşma imzalanmıştır. Aynı dönemde Karadeniz altından gelecek boru hattı ile 16 milyar m3’lük gaz alımı içinse BOTAŞ tarafından 200.000 dolar ödenerek fizibilite yaptırılmış ve sonuçta miktarı ve güzergahı belli bir proje olarak bizim hükümetimiz döneminde 15.Aralık.1997 tarihinde tarafımdan imzalanmıştır, enerji literatürüne de Mavi Akım olarak geçmiştir. Bir diğer proje Türkmenistan’dan 16 milyar m3 gaz alımı projesidir. 90’lı yılların başında başlayan görüşmeler sonucunda hükümetimiz döneminde 29.Ekim.1998 3 ülke cumhurbaşkanları arasında imzalanmıştır. Şu anda 6 milyar m3 gaz aldığımız Azerbaycan doğalgaz alımı ile ilgili ilk mutabakat 18.Kasım.1999 tarihinde daha sonrada hükümetler arası anlaşma 57. Hükümet döneminde tarafımdan imzalanmıştır. Yine bizden önceki hükümet dönemlerinde imzalanan Cezayir ve Nijerya’dan sıvılaştırılmış 5,2 milyar m3 lng alım anlaşmaları da halen yürürlüktedir. Türkmenistan-Azerbaycan-Gürcistan yoluyla Hazar denizi geçilerek Türkiye’ye getirilmesi ve Gürcistan sınırında Türkiye’ye teslimi için planlanan Türkmen gazı projesinde Türkiye pilot ülke gibi hareket ederek ev sahibi ve geçiş ülkesi anlaşmalarını hazırlamış Azerbaycan ve Türkmenistan arasıdaki problemlerin halli için seferber olmuştur. Hazar denizi statüsündeki Rusya, Azerbaycan, Türkmenistan ve İran arasındaki tartışmaların sona erdirilmesi için uluslararası platformlarda girişimlerini sürdürmüştür. Daha sonra boru hattının inşası için PSC adlı konsorsiyumu kurulmuşsa da 19 Şubat 2000 yılında Türkmenistan tarafından konsorsiyumun yetkisi uzatılmayınca geçerli ve yürürlükteki anlaşmalara, BOTAŞ ile Türkmenistan arasında imzalanmış alım-satım kontratına ve Türkiye’nin sınırları içinde Türkmen gazını taşıyacağı boru hattının yapımını tamamlamış olmasına rağmen, proje ile ilgili bütün çalışmalar durmuştur. Aradan geçen 8 yıla yakın bir sürede bu proje adeta unutulmuştur, Bakanlık dönemimde 2.Şubat.2000 tarihinde imzalanan protokollere dayalı olarak bugün çalışmaları devam eden bir başka doğalgaz projesi de 4 milyar m3 gazın mısır’dan Türkiye’ye bir boru hattıyla getirilmesi projesidir. Projenin Nabbuco hattıyla Avrupa’ya götürülmesi gereken gazın kaynağını teşkil etmesi planlanmaktadır. Hükümetimizin bu konuda gereken hassasiyeti göstereceği ümidini halen taşıyorum. Olaya sadece Irak petrol ve gazının yeni projelerle Türkiye'ye ve Türkiye'den dünyaya taşınması projesi olarak bakmamak gereklidir. Irak'ta bu kaynaklar bakımından bir paylaşım yaşanmaktadır Türkiye TPAO veya BOTAŞ olarak veya güçlü özel sektör şirketleri ile beraber bu kaynaklarda hak ve hisse sahibi olmalıdır. Binlerce kilometre uzaktan ırak’a gelenlerin ırakta ne aradıklarının sorusunu onların söylemlerine göre değil kendi tespitlerimize göre cevaplamalı ve ona göre hareket etmeliyiz. Yine bakanlığım döneminde gündeme getirilip protokolleri imzalanan güney Avrupa ringi kapsamında Yunanistan üzerinden İtalya'ya gaz götürülmesi için inogeyt projesi için yapılan çalışmalar bu dönemde tamamlanmış, gaz verilmeye başlanmıştır, Biga ilçemiz sınırlarından transit geçen bu boru hattı da ileriki günler için potansiyel bir kaynaktır. Yine müsteşarım tarafından 2000 yılında anlaşması imzalanmış nabuko projesinin önündeki engeller kaldırılabilirse Avrupa’ya gaz temininde ülkemiz çok önemli ve çok stratejik bir rol almış olur. Türkiye’nin ortağı olduğu en önemli stratejik başka bir enerji nakil ve enerji temini projesi de Bakü Ceyhan petrol boru hattı projesidir. Geçtiğimiz yıl açılışı yapılan hepimizin gurur duyduğu Bakü-Ceyhan projesi ile ilgili 4 yıla yakın süren bakanlık dönemimde; yurt içinde yurt dışında 80 toplantı yapılmış, 10 anlaşma ve protokol imzalanmış ve proje ile ilgili TBMM de kabul edilen 2 kanun ile projenin hayalden gerçeğe dönüşmesi sağlanmıştır. Ben 18.Kasım.1999 da İstanbul’da AGİT zirvesi kapsamında Türkiye Cumhuriyeti hükümeti adına Baku-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı projesinin son anlaşmasına ABD başkanı Bill Clinton’un şahitliğinde imza attığım törenden sonra yaptığım açıklamada “Türkiye Avrupa birliğine bir elinde Bakü- Ceyhan petrol boru hattı diğer elinde doğalgaz boru hattını alarak girecektir ”demiştim. O gün vurgulamak istediğim Türkiye'nin bu önemli stratejisi idi. Bu günde hükümetimizin bu konudaki çabalarını yakinen izliyorum. Asya’dan Avrupa’ya bir kısrak başı gibi uzanan ülkemiz, orta Asya gaz ve petrolünün batıya taşınması için tarihinin kültürünün ve coğrafyasının kendisine sağladığı imkandan, enerji terminali ve enerji köprüsü olma hedefinden asla vazgeçmemelidir. Boru hatları söz konusu olunca burada kısaca bahsetmemiz gereken Çanakkalemizin sanayi ve enerji sektörü için hayati öneme haiz önemli bir başka proje ise, bakanlığım döneminde 16.Aralık. 1998 tarihinde 6 milyon dolarlık bir ihaleyle çan, Biga ve Çanakkale’de doğalgazın sanayi ve konutlarda kullanılmasını sağlayan 107 kilometre uzunluğundaki doğalgaz iletim hattıdır. 2003 yılında işletmeye alınan doğalgaz, Ezine'de enerji-sa otoprüdüktör santralında elektrik üretiminde, sanayide Biga'da İçdaş'da, Çanakkale'de Dardanel tesislerinde kullanılmaya başlanmışsa da, konutlarda kullanılması için EPDK tarafından çıkılan ihale birkaç defa ertelenmek zorunda kalmış sonuçta 4 yılı aşkın bir geciktirme ile gaz henüz kısmen de olsa konutlarda kullanılmaya başlamıştır. İhaleden sonra Çanakkale içinde boru hatlarının inşası için, ilk kaynak yapılması ile ilgili törene beni davet eden Çanakkale belediye başkanı Sayın Ülgür Gökhan’a bu kadirşinaslığından dolayı teşekkür ediyorum. O törende de söylemiştim burada da tekrar ediyorum, bakanlığım esnasında altlarına imza attığım milyarlarca dolar bedelli dev gibi projelerin temel veya açılışlarına katıldım ama hiçbiri bana Çanakkale'deki tören kadar haz vermedi, insanın doğduğu yaşadığı kendi topraklarında gerçekleşen her bir yatırımdan aldığı haz yeni yatırımlar için güç ve şevk veriyor. Burada üç beş cümlenin içine sığdırılan bütün bu projeler, sözleşmeleri ve yapımları her biri bir kitaba konu olacak uğraş didişme ve sonuçta başarı öyküleridir. Bu projelerle ilgili son 10 yıllık dilim içinde haklı-haksız, yerli-yersiz, bilen-bilmeyen herkesin yazdıklarını çizdiklerini bir araya toplarsanız Türkiye’nin doğalgaz ansiklopedisini oluşturursunuz, Konu sonunda mahkemelik olmuştur, verilen kararlarla birilerinin hevesi kursağında kalmıştır, birilerinin de belki yüzü kızarmıştır. Ama sonuçta hak teslim edilmiştir. Kazanan yine Türkiye olmuştur. Jeotermal kaynaklarda elektrik üretiminde kullanılabilmektedir. Ülkemiz de, Çanakkalemiz de jeotermal kaynaklar bakımından zengindir. Ancak jeotermal kaynakların elektrik üretiminde kullanılması konusunda şu anda denizlide işletmede 15 mw gücünde bir tek santralımız var. Sanırım lisansı alınmış Çanakkale Ayvacık tuzlada da jeotermal kaynağa dayalı küçük bir santralin de özel sektör tarafından yapılması konusunda çalışmaların sürdürüldüğü bilgisini de sizinle paylaşmak istedim. Bugünlerde yine, 6 yıl önce olduğu gibi gündemin birinci maddesine nükleer enerji ve nükleer santral oturmuştur. Enerji konuşurken nükleer enerjiyi değerlendirmemek olası değildir. Çünkü bugün dünyada Türkiye dışında 32 ülke 442 adet nükleer santralı kullanarak elektrik üretmekte ve yine şu anda 36 santralde inşa edilmektedir. Türkiye nükleer santral inşa etmek için 4 deneme yapmıştır. Bu denemelerden biride benim bakanlık dönemimde yaşanmıştır. Bakanlık olarak konuya inanarak verdiğimiz destek nedeniyle şahsıma ve projeye karşı ciddi bir çevreci direniş oluşmuştur. Boğaz köprüsüne "Stop Ersümer" yazılı 65 metre afiş asılmış bakanlık girişine kendini zincirleyenler, bakanlığın çatısından nükleere hayır pankartını sarkıtanlar, toplantılarda yapılan protestolar sanırım hafızalarınızdadır. Mersin Akkuyu'da 1200 mw gücünde nükleer santral yapılması için açılan ihalede verilen tekliflerin TEAŞ’da yapılan değerlendirmeleri sona ermek üzere iken 25.Temmuz.2000 tarihinde müteveffa başbakan Bülent Ecevit tarafından yapılan basın açıklaması ile ihale iptal edilmiştir. Bu denemede sona ermiştir. Bu tarihi açıklamadan birkaç satır okuyorum. Sayın başbakan Bülent Ecevit'le olan bir diyaloğumu kısaca anlatmak istiyorum. Sekiz yıllık aradan sonra nükleer santrallerin yeniden gündeme getirilmesi, yine de ülkemiz için bir şanstır. TBMM’de kabul edilen yasayı inceledim, yasada belirlenen süreç işliyor, bakanlıktan basına yansıyan bilgilere göre haziran ayında ihale sonuçlanacak. Ancak hemen belirtelim ki kısa vadede elektrik sıkıntımızı nükleer enerji ile çözebilmemiz mümkün değildir. 5 ila yedi yıllık bir süre gerekir. Biraz önce belirttiğim gibi Türkiye elektrik arzını kısa bir sürede arttırmak zorundadır. Sonuç olarak ilimiz Çanakkale'nin yeraltı kaynağı kömürünün değerlendirildiğini, asırlardır boşa esen rüzgarına artık rüzgar santralleriyle gem vurularak elektrik üretileceğini, doğalgazdan otop santrallerinde üretilen elektriğin sanayide kullanıldığını, jeotermal santral yapımı için girişimlerin sürdüğünü, hiçbir baraj ve göletimizde elektrik üretemediğimizi Çanakkale'nin kayıp-kaçak oranın çok düşük olduğunu, Çanakkale de şu anda üretilen elektriğin kendi tükeminin üç misli olduğunu, rüzgar santralleri üretime başladığında bu oranın 5 misline kadar artacağını söyleyebiliyoruz. Artık sözlerimin sonuna gelmiş bulunuyorum, gösterdiğiniz ilgiye ve sabıra teşekkür ediyorum. Sorularınız olursa kısaca cevaplandırma çabası içinde olacağım. Saygılar sunuyorum. |
|